‘13 yılda 900’e yakın çocuk işçi MESEM’lerde hayatını kaybetti’
“İSO Başkanı Erdal Bahçıvan sanayinin ara eleman ihtiyacının had safhada olduğunu söyledi. Üniversitelerin bu konuda sanayiye nitelikli eleman yetiştirmesi için eğitim programlarını gözden geçirmelerini istedi. Dolayısıyla istihdamda gerilemeyi biraz da buna bağlamak gerekiyor. Çünkü Türkiye sanayisinde nitelikli eleman bakımından ciddi bir sıkıntı söz konusu. Fakat burada karşımıza şöyle bir sorun çıkıyor: Sanayiye ara eleman, nitelikli eleman yetiştirmek üzere eğitim kurumları içerisinde MESEM adı altında bir yapılanmaya gidildi. 1986’dan bu yana Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Mesleki Eğitim Merkezleri diye kurumlar oluşturuldu. Buralara giden çocuklar haftada 1 gün okula gidiyorlar, haftanın diğer günleri ise sanayi kurumlarında stajyer işçi olarak istihdam ediliyorlar. Ara eleman olarak yetişmeleri, meslek edinmeleri için böyle bir eğitim programına tabi tutuluyorlar. Fakat bu sistemin yarattığı çok acı sonuçlar var.MESEM kurslarına giden stajyer öğrencilerde iş cinayetlerine kurban gidenlerin sayısı her geçen gün artıyor. İşçi Sağlığı İş Güvenliği Konseyi’nin açıklamış olduğu 2013-2026 raporuna göre 13 yılda yaklaşık 900 çocuk işçi MESEM eğitim merkezlerinde hayatını kaybetti. En çok çocuk işçinin hayatını kaybettiği il Şanlıurfa. Çünkü burada çocuklar inşaatlarda neredeyse kendi beden ağırlıklarına eş düzeyde çimentoları, tuğlaları, briketleri katlarca taşımak zorunda kalıyorlar. Sosyal güvenlik ve ücret açısından da ciddi sıkıntılar söz konusu. Oysa Türkiye Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 138 ve 182 sayılı sözleşmelerini onaylamış bir ülke. 138 sayılı sözleşme Asgari Yaş Sözleşmesi; çalışma hayatında en düşük hangi yaşta kişilerin istihdam edilebileceğini ön görüyor. 182 sayılı sözleşme ise Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması Sözleşmesi. Türkiye bu sözleşmeye de imza atmış durumda. Ancak Türkiye’de çocuk işçiliği özellikle MESEM’ler aracılığıyla ve devlet eliyle giderek yaygınlaşıyor.”“Faaliyet karlarındaki artışlara rağmen sanayi şirketlerinin öz kaynaklarındaki artışlar yüzde 15,8 seviyesinde kaldı. Buna karşılık borçlar yüzde 30,8 oranında arttı. Yani sanayi şirketleri açısından öz kaynakların 2 katı düzeyinde bir borç artışı söz konusu. Devreden KDV borçlarındaki artış ise yüzde 42 ve 120 milyar lira. Devreden Katma Değer Vergisi sanayi şirketleri ve diğer sektördeki şirketler için kanayan bir yara konumunda. Çünkü bu şirketler ihracat ve ithalat yaparken ödedikleri KDV’yi KDV iadesi altında devletten almak durumundalar. Ancak Hazine ve Maliye Bakanlığı yıllardır bu KDV iadelerini yapmıyor. Sanayi şirketlerinin büyük bölümü devletten KDV alacaklısı konumunda. Bugün açıklanan ISO 500 Raporu’ndaki verilere göre şu anda bu alacakların tutarı 120 milyar liraya ulaşmış durumda.”“Emek yoğun sektörler zorlanmaya ve gerilemeye başlamış. Bunların başında tekstil ve hazır giyim, inşaat şirketleri geliyor; teknoloji şirketleri ise öne çıkıyor. İstanbul Sanayi Odası’nın ISO 500 yıllık araştırma sonuçlarındaki bir başka çarpıcı sonuç istihdamın gerilemesi. Sanayi sektörünün zaten aylardır üretim düşüşü yaşadığını, büyüme hızında da ilk çeyrekte yüzde 0,8 ile diğer tüm sektörlerin gerisinde kaldığını görmüştük. Sanayi sektörünün gerek üretim düşüşü gerek kapasite kullanımında zayıflama gerekse ihracattaki gerileme resmi rakamlara yansıyor. Büyüme hızı rakamlarında sanayi sektörü en altlarda kaldı. Bunun sonucunda da sanayi sektörünün istihdam ettiği çalışan sayısında düşüş yaşanıyor. Türkiye’de sanayi en önemli istihdam alanlarından birisi. Eğer sanayide istihdam daralıyorsa bunun yansımalarını diğer sektörlerde de görmemiz kaçınılmaz. Sanayinin kronik sorunlarının; özellikle uygulanan yüksek faiz, baskılanmış kur politikaları ve dezenflasyon programı sonrasında daha da ağırlaştığını ortaya koydu. Sanayici yeni yatırım için iştahını kaybetmiş durumda. Finansmana erişemiyor, kredi alması neredeyse olanaksız ve bunun yanı sıra çarklar borçla döndürülüyor. Borçlar da öz kaynaklara nispeten 2 misli artmış durumda. Türkiye sanayisi böyle bir tablo ile karşı karşıya.”
