ABD Başkanı Donald Trump, soykırım ve savaş suçları gibi insanlığa karşı ağır suçlar işleyenlerin yargılanmasında ve cezasızlığın önlenmesinde kilit öneme sahip Uluslararası Ceza Mahkemesi'ni (UCM) hedef almayı sürdürüyor.
Üstelik ABD Başkanı Trump, İkinci Dünya Savaşı sonrasında inşa edilen, uluslararası düzenin temelini oluşturan Birleşmiş Milletler'in (BM) Genel Kurul kürsüsünden yaptığı konuşmada, UCM'ye yönelik baskılarını daha da arttıracakları sinyalini verdi.
Donald Trump, insan hakları ihlalleri ve vahşet suçları işleyenlerin yargılandığı UCM'yi "haydut kuruluş" diyerek hedef aldı.
Trump, hukukun üstünlüğünün dünya genelinde muhafazasını hedefleyen mahkemenin lağvedilmesi için de "Tüm UCM üyelerine derhal bu haydut kuruluştan çekilme çağrısı yapıyorum" dedi.
UCM'yi tanımayan ABD, Trump döneminde mahkeme ile temsilcilerine yaptırımlar yoluyla uyguladığı baskıyı giderek artırıyor.
Bunun başlıca nedeni, Gazze savaşı nedeniyle İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu aleyhine çıkarılan tutuklama emri.
Lahey'de bulunan 125 üyeli uluslararası mahkeme, yalnızca ilgili devletlerin soykırım, savaş suçu gibi ağır suçlar hakkında soruşturmayı yürütmeyi reddetmesi halinde müdahale ediyor. BM Güvenlik Konseyi de davaları mahkemeye sevk edebiliyor.
Wall Street Journal gazetesi, kısa bir süre önce ABD Başkanı Trump'ın mahkeme üzerindeki yaptırım baskısını daha da artıracağını duyurmuştu.
Haberde Trump yönetiminin, mahkemenin küresel finans sisteminin büyük bir kısmından dışlanmasına yol açabilecek yaptırımlar hazırladığı belirtilmişti.
Trump'ın "UCM'den derhal çekilin" çağrısına ilk tepki Alman Hükümetinin İnsan Hakları Sorumlusu Lars Castellucci'den geldi.
Castellucci, sosyal medya hesabında paylaştığı açıklamasında "En ağır suçlar cezasız kalmamalıdır. Uluslararası Ceza Mahkemesi tam da bu amaçla kurulmuştur" ifadelerine yer verdi.
Lars Castelluci ayrıca Almanya'nın, bağımsız ve etkin UCM'nin arkasında durduğunu, desteğinin de süreciğinin altını çizdi.
New York'ta bulunan Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da Alman basınının konuyla ilgili sorularına yanıt verdi.
Trump'ın çağrısına "anlam veremediklerini" söyleyen Wadephul, "Elbette bunu yapmayacağız" dedi.
UCM'nin önemine vurgu yapan Wadephul, bu mahkemenin bugüne kadar savaş suçu, uluslararası hukuk ve insan hakları ihlali suçu işleyenlerin yargılanıp, cezalandırılmalarını sağladığını vurguladı.
"Uluslararası düzeyde böyle bir yargı sistemine kesinlikle ihtiyacımız var" diyen Alman Bakan, açıklamasını şu dikkat çekici ifadelerle sürdürdü:
"Bu sistem, dünyamızın kurallara dayalı düzenin bir parçasıdır. Aynı zamanda medeniyet tarihimizin de bir parçasıdır. Kuvvetler ayrılığını, hukuk devletini ve insanlık değerlerinin uygulanmasını temsil eder. Bu nedenle Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin yanında durduğumuz şüpheye yer kalmayacak şekilde nettir."
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da Trump'tan sonra yaptığı BM Genel Kurul konuşmasında uluslararası düzenin erozyona uğradığı uyarısını yaparak "bazılarının kurmak istediği yeni cezasızlık düzenini kabul edemeyiz" demişti.
Netanyahu hükümeti, Gazze ve Batı Şeria'da uluslararası hukuku ihlal etmekle suçlanıyor.
BM İnsan Hakları Komiseri Volker Türk, geçtiğimiz günlerde Gazze'de enkazlardan yüzlerce kadın ve çocuk cesedi çıkartıldığına dikkat çekerek, bunun "buzdağının yalnızca görünen kısmı olabileceğinden endişe duyduğunu" söyledi.
Türk, ayrıca daha önce hazırladıkları raporlarda, İsrail'in Gazze'deki saldırıları ile "uluslararası insancıl hukuku ihlal ettiği ve savaş suçu işlediği" endişesinin kayda geçirildiğini hatırlatarak, yeni bulguların bu şüpheyi güçlendirdiğine işaret etti.
Sadece Netanyahu hükümeti değil, Trump yönetimi de uluslararası hukuk ihlallerinden sorumlu tutuluyor.
Örneğin BM'nin görevlendirdiği bağımsız soruşturma komisyonu geçtiğimiz günlerde ABD ordusunun İran'da savaş suçu işlemiş olabileceğine dair "makul gerekçelerin" tespit edildiğine vurgu yapan bir rapor yayımladı.
Raporda, ABD'nin İran'ın güneyindeki Minab kentinde, bir kız okuluna ve Fars eyaletindeki bir spor tesisine düzenlediği hava saldırılarının, "sivil ölümlere yol açan ayrım gözetmeyen saldırılar olduğu" belirtildi.
ABD ordusunun, okul saldırısı başlatılmadan önce binanın askeri bir hedef olduğunu doğrulamak için gerekenleri yapmadığına işaret edilen raporda, "Aksine ABD, sivil bir hedefi vurma riskinin yüksek olduğunun farkında olmasına rağmen, bunun gerçekleşme olasılığı konusunda pervasızca davranarak saldırıları okul binasına yöneltti" ifadeleri yer aldı.
