Kaynak, Volodymyr Sindieiev/AA/Getty Images
Gündemi BBC Türkçe'den takip etmek artık WhatsApp'ta da mümkün. Haberlerimizin doğrudan telefonunuza gelmesi için tıklayın.
Başbakan Friedrich Merz'in liderliğindeki Hristiyan Demokratların (CDU) başkent Berlin'deki genel merkezinde gergin bekleyiş hakim.
Pazar günü Mecklenburg-Vorpommern ve Berlin eyaletlerindeki seçim sonuçları, ülkenin en köklü partilerinden CDU için tarihi bir dönüm noktası olabilir.
Aşırı sağcı AfD'nin iki hafta önce Saksonya-Anhalt seçimlerinde zafer kazanmasının yankıları sürerken, anketler CDU'nun özellikle Mecklenburg-Vorpommern'de büyük hezimet yaşayabileceğini gösteriyor.
Başbakan Merz, Saksonya-Anhalt seçimleri sonrasında istifa çağrılarını geri çevirmiş, görevinin başında olduğunu söylemişti.
Ancak CDU'nun Mecklenburg-Vorpommern'de yüzde 5'lik seçim barajının altında kalması ihtimali, parti içinde liderlik tartışmalarını alevlendirdi.
1945'te, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından kurulan, modern Almanya'nın mimarları arasında yer alan merkez sağ eğilimli CDU, toplumun geniş kitlelerine hitap ettiği için "halk partisi" (Volkspartei) olarak tanımlanıyor.
Geçmişte birçok seçimde yüzde 30'ların üzerinde oy olan, koalisyon hükümetlerinin başında yer alan CDU'nun bugün bir eyalette barajın altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalması, partinin halktan uzaklaştığı, halk partisi özelliğini kaybetmekte olduğu, bu nedenle köklü bir değişime gitmesi gerektiği tartışmalarını beraberinde getiriyor.
Parti kulislerinde, ülke tarihinin beğeni oranı en düşük başbakanı olan Merz'in görevden ayrılmasının çözüm olup olmayacağı tartışılıyor. Bu göreve talip isimlerin, Merz'e meydan okumak için önce pazar günü yapılacak seçimlerin sonuçlanmasını bekledikleri iddia ediliyor.
Kaynak, Halil Sağırkaya/AA/Getty Images
Muhafazakarların lideri Merz, Saksonya-Anhalt seçim hezimetinin ardından "derin bir şoktayız" demişti.
Mecklenburg-Vorpommern seçimi öncesi anketler ise Merz'in daha da büyük bir şok yaşama ihtimaline işaret ediyor.
AfD'nin eyaletteki oy oranını iki kattan daha fazla arttırarak yüzde 36 seviyesine yükselttiğini gösteren anketlere göre CDU yüzde 6 ile tarihinin en kötü seviyesine geriledi.
Bazı gözlemciler partinin yüzde 5 barajının altında kalma ihtimalinin de bulunduğunu kaydediyorlar.
Böyle bir sonuç, 81 yıllık partinin tarihinde, bir eyalette aldığı en düşük oy oranı olarak kayıtlara geçecek.
Eyalet seçimlerinde genelde bölgesel konular öne çıksa da, birçok gözlemci, bu seçimlerde ekonomik sorunlardan bunalan seçmenin, Başbakan Merz'i cezalandırmak için AfD'ye oy verdiğini dile getiriyor.
Ülke genelinde yapılan anketler, Başbakan Merz'i başarılı bulanların oranının yüzde 13'e gerilediğini gösteriyor. Bu, bugüne kadar görevde olan bir Alman başbakanının aldığı en düşük seviye olarak dikkat çekiyor.
Almanya'nın eski doğu eyaletlerinden olan Mecklenburg-Vorpommern, 1998 yılından bu yana ağırlıklı olarak Sosyal Demokrat Parti'nin (SPD) liderliğinde koalisyonlarla yönetiliyor.
Şu anda eyaletin başbakanı olarak görev yapan SPD'li Manuela Schwesig, 2017 yılından bu yana bu koltukta. 2021 yılında yapılan seçimlerde yüzde 39,6 oy olan SPD, son beş yıldır Sol Parti ile birlikte iktidarı paylaşıyor.
Geçen yıl Eylül ayında, bu eyalette kamuoyu desteği yüzde 19'lara kadar gerileyen SPD, son aylarda yeniden yükselişi yakaladı ve AfD tehlikesinden endişe eden seçmenlerin de desteğiyle, son anketlerde yüzde 37 seviyesine ulaşmayı başardı.
Seçim kampanyasını, AfD'nin tek başına iktidara gelme tehlikesi üzerine kuran Schwesig, konuşmalarında sıklıkla AfD'nin "çok büyük bir tehlike" olduğunu, aşırı sağcı partinin iktidara gelmesi durumunda toplumsal kutuplaşmanın tırmanacağını, ekonomisinde büyük rol oynayan turizmin çok büyük darbe alacağını, işsizliğin artacağını ifade ediyor.
Kaynak, Sean Gallup/Getty Images
Schwesig, seçim kampanyasında, partisi SPD'nin Federal Hükümet'teki koalisyon ortağı Başbakan Merz'i ve reform planlarına da ağır eleştiriler yöneltti. SPD'li siyasetçinin bu söylemleri CDU'da tepkiye yol açarken, siyasi gözlemciler Schwesig'in bu yolla Merz'in politikalarına tepkili kararsız seçmenleri de kazanmaya çalıştığına işaret ediyor.
Nitekim son anketlerde SPD çok az farkla AfD'nin önüne geçmeyi başardı.
Ancak uzmanlar, ZDF televizyonu tarafından perşembe günü açıklanan anketlerde seçmenlerin yüzde 21'inin kararsız olduklarını dile getirdiğine dikkat çekerek, sandıklardan çıkacak nihai sonucu öngörmenin zor olduğuna vurgu yapıyor.
Bu seçimlerde eyalette ilk kez, 16 ve 17 yaşındaki gençler de oy kullanabilecek.
Partilerin kemikleşmiş oy tabanını daha çok orta yaş ve üstündekilerin oluşturduğu, gençlerin oy davranışlarının ise daha dinamik olduğu, bunun da sonucu öngörmeyi güçleştirdiği belirtiliyor.
Aşırı sağcı AfD'nin Mecklenburg-Vorpommern eyaletindeki başbakan adayı Leif-Erik Holm, ekonomi politikalarında uzman bir siyasetçi.
2013 yılında AfD'ye katılan Holm, 2017 yılından bu yana AfD'nin federal meclis milletvekili. 56 yaşındaki siyasetçi, partinin "güler yüzü" olarak görülüyor, kamuoyu önündeki konuşmalarında daha dikkatli bir dil kullanmasıyla dikkat çekiyor.
Ancak Alman medyası onu "kuzu postunda bir kurt" olarak nitelendiriyor. Die Zeit gazetesinin araştırmasına göre Holm'a destek veren parti kadrosunda, çok sayıda aşırılık yanlısı, eski neo-Nazi parti ve gruplarla bağlantılı isimler bulunuyor. Holm, bu ekibinin geçmişini ve aşırılık yanlısı gruplarla bağlantılarını gizlemeye çalışmakla suçlanıyor.
AfD'nin bu eyaletteki seçim vaatleri, özellikle düzensiz göçe son vermeyi, bunun için de çok daha katı önlemler getirmeyi içeriyor.
Partinin hazırladığı 93 sayfalık hükümet programında, göçmen ve göçmen kökenlilerin ülkelerine geri gönderilmesini öngören tartışmalı "Tersine göç planı" dikkat çekiyor.
Burada, eyaletteki tüm Suriyelilerin ülkelerine geri gönderilmesi hedefi vurgulanıyor. Ayrıca, Müslüman ülkelerden göçün, çok ciddi şekilde sınırlandırılması ve azaltılması için, kapsamlı önlemler alınacağı kaydediliyor.
AfD programında, eyalette iktidara gelmesi durumunda, buradaki Müslüman derneklere, "radikal görüşlere sahip olanları devlet kurumlarına raporlama zorunluluğu getireceğini" belirtiyor.
Enerji alanında ise AfD, nükleer enerjiye geri dönülmesini, Moskova ile ilişkilerin normalleştirilmesini, Rusya'dan Almanya'ya doğrudan doğalgaz taşıyan Kuzey Akım boru hatlarının tekrar faaliyete alınmasını savunuyor.
Seçim sonuçlarının kamuoyu anketleri doğrultusunda çıkması ve SPD'nin yüzde 37 ile birinci olması durumunda, öne çıkan senaryo SPD liderliğinde yeni bir koalisyon hükümeti kurulması olacak.
Anketler, SPD'nin parlamentoda çoğunluğa ulaşabilmesi için en az iki ortağa ihtiyacı olacağını gösterirken, siyasi gözlemciler SPD liderliğinde, Sol Parti ve Yeşillerden oluşacak üç partili koalisyonu en muhtemel senaryo olarak görüyor.
Ancak anketlerde Yeşiller'in yüzde 5 barajını kıl payı geçiyor olması, muhafazakar CDU'nun durumunun belirsiz olması, değerlendirme yapmayı güçleştiriyor.
AfD'nin oy oranı, farklı kamuoyu şirketlerinin anketlerinde yüzde 34 ile 38 arasında değişiyor. Göçmen karşıtı parti, sürpriz yaparak birinci çıksa da, tek başına iktidara gelebilecek sandalye sayısına ulaşması çok zor görünüyor.
Barajı geçmesi beklenen tüm partiler AfD ile herhangi bir işbirliğini reddettiği için, AfD liderliğinde bir koalisyon ihtimali de imkansıza yakın olarak değerlendiriliyor.
Halen yüzde 4 seviyesinde görülen sol-popülist BSW partisi, diğer tüm partilerle olduğu gibi, AfD ile de görüşmelere açık olduğunu söylüyor.
Ancak BSW, AfD'li bir ismin başbakan olmasını reddediyor, partiler üstü bir adayın başbakanlığında, eyalette değişim getirecek yeni bir hükümet kurulmasını öneriyor.
Hristiyan Demokratların genel merkezinde pazar akşamı gözler hem Mecklenburg-Vorpommern'de hem de Berlin'de açıklanacak seçim sonuçlarında olacak.
Başbakan Merz, seçim sonuçlarını parti merkezinde, CDU üst yönetimiyle birlikte izleyecek ve durum değerlendirmesi yapacak.
CDU'nun tek umudu Berlin'de, anketlerin önde gösterdiği Sol Parti'nin adayı Elif Eralp'i kıl payı da olsa geride bırakarak seçimi kazanmak.
Başbakan Merz, partisinin 2023 yılından bu yana iktidarda olduğu Berlin eyaletinde seçimi kazanması halinde, kamuoyunu görevini sürdürmesi gerektiği konusunda ikna edebileceğine inanıyor.
AfD'nin Eş Başkanı Alice Weidel, partisinin Saksonya-Anhalt seçim galibiyetinin ardından "Merz döneminin sona erdiğini" ve "CDU'nun bir daha asla seçim kazanamayacağını" söylemişti.
Merz, Berlin seçimlerine bu nedenle büyük önem veriyor, kazanarak AfD'nin bu iddiasını çürütmek istiyor.
Alman basınında, Merz'in Almanya'nın istikrarına zarar vermemek için başbakanlık koltuğunu bırakmak zorunda olduğu, CDU'nun pazar günü yeniden seçim hezimeti yaşaması durumunda siyasi krizin daha da büyüyeceği yorumları yer alıyor.
Başbakan Merz geçen hafta gazetecilerin ısrarlı soruları üzerine, federal hükümetin dört sene için seçildiğini, kendisinin görevinin başında kalmaya devam edeceğini, zorlu reform programını hayata geçirerek, Almanya'yı yeniden düzlüğe çıkarmayı hedeflediğini kaydetmişti.
Ancak kamuoyu anketleri, seçmenlerin Merz'in görevi bırakmasını beklediğini gösteriyor. YouGov'un son anketine göre Almanya'da her iki seçmenden biri, yıl sonuna kadar Merz'in başbakanlıktan istifa etmesi gerektiğine inanıyor.
