Amerikan basınının en köklü dergilerinden, 1857’den bu yana yayın hayatını sürdüren The Atlantic’te dikkat çeken bir değerlendirme yayımlandı. Makalede, “Amerikan çağı sona erdi” ifadesi kullanıldı. Washington’ın İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana oluşturduğu küresel üstünlük ve askeri caydırıcılığın, son 6 ayda yaşanan İran savaşıyla birlikte ciddi bir sınamayla karşı karşıya kaldığı savunuldu.
Bu değerlendirmeyi, Türkiye Araştırmaları Vakfı Araştırmacısı Dr. Ayhan Sarı, savaşın değişen doğası, ABD’nin askeri kapasitesi ve bölgedeki ittifak dengeleri üzerinden değerlendirdi.
ABD’NİN KÜRESEL ÜSTÜNLÜĞÜ SARSILIYOR MU?
Dr. Ayhan Sarı, ABD’nin özellikle Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından dünyanın tek süper gücü haline geldiğini ve Afganistan ile Irak gibi savaşlarda sahip olduğu teknolojik üstünlüğün Washington’a ciddi bir askeri ve siyasi avantaj sağladığını belirtti:
“Amerika Birleşik Devletleri'nin özellikle Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra dünyanın jandarması olduğu, dünyanın tek süper gücü olduğunu söylediğimiz Amerika Birleşik Devletleri, Afganistan ve Irak gibi savaşlarda o bölgede yaptığı operasyonlarda gerçekten de çok yüksek bir teknolojik üstünlüğe sahipti. Amerika Birleşik Devletleri Afganistan'da olsun, Irak'ta olsun bir bölgeye gidip orada üs kurduğunda, adeta orayı bir kaleye çevirip üstünde kuş uçurmuyordu. Bu Amerika Birleşik Devletleri'ne oralarda çok ciddi bir askeri üstünlük ve bu askeri üstünlükle birlikte gelen siyasi üstünlük veriyordu. Bu da tabii ki biraz sonra konuşacağımız bu müttefiklerle ilişkilerini de çok ciddi bir şekilde belirliyordu. Çünkü müttefiklerine şunu diyordu: ‘Bakın, ben bu coğrafyaya geldim. Buraya askerimi getirdim. Burada kalelerimi inşa ettim. Kuş uçurmuyorum. Sizi de bu güvenlik mimarisinin içerisine dahil edebilirim.’ diyerek onlardan ekonomik, siyasi birtakım şeyler alabiliyordu.”
Sarı’ya göre İran savaşı, pahalı ve yüksek teknolojiye sahip silah sistemleri karşısında düşük maliyetli füze ve insansız hava araçlarının yaratabileceği etkinin görülmesi açısından önemli bir örnek oldu:
“Ama son savaşla birlikte hep şunu söylüyoruz: Bu savaş aslında savaşın doğasının değiştiğini çok net bir şekilde gösterdi. Neden? İlk maddeye bakalım. Pahalı silah teknolojileri ucuz füze ve İHA'lara yenildi. Nasıl yenildi? THAAD, Patriot hava savunma sistemleri... Attıkları bir füze 2 milyon, 3 milyon dolar. Bu füzeleri neye karşı atıyorlar? İran'ın ürettiği 40 bin dolarlık Şahid dronelarına karşı. İran hiçbir şey yapamazsa 10 tane Şahid drone'u kritik üslere, bölgelere ve tesislere yolluyor. Maliyeti çok az. Bunu karşılamak için Amerika Birleşik Devletleri milyonlarca dolar para yakmak zorunda. Sonuç olarak İran hiçbir yere vuramasa, Amerika'nın o silah sistemlerine, tesislerine zarar veremese bile Amerika'yı sürdüremeyeceği bir ekonomik, asimetrik savaşın içerisine sokuyor.”
ABD’NİN ÜSLERİ GERİ ÇEKİLMEK ZORUNDA KALDI
İran’ın düşük maliyetli İHA ve füzelere balistik füzeleri de ekleyerek ABD’nin bölgedeki üslerini hedef alabildiğini belirten Sarı, bunun Amerikan kuvvetlerinin lojistik hatlarını daha geriye çekmesine neden olduğunu söyledi:
“Ama bunun ötesinde şöyle bir şey de oldu. Şu ikinci mesele: Vurulan üsler nedeniyle lojistik hatlar 3 bin 200 kilometre geriye çekildi. Neden? Çünkü bu ucuz dronelarla, ucuz sistemlerle, bunun yanına biraz daha balistik füzeleri ekleyerek İran, o üsler üzerinde kuş uçurtmadığı Amerika'nın o üslerini vurabildi. Yani Amerika Birleşik Devletleri milyarlarca dolar harcamasına rağmen, karşılığında birkaç milyon dolarlık füzelerle, ucuz dronelarla Amerika Birleşik Devletleri'ni geri itebildi. Bunun en çarpıcı örneği de aslında şu: 13 milyar dolarlık, o müthiş Amerika'nın savaş uçaklarının yer aldığı o savaş gemilerini Amerika'nın İran geri püskürtebildi ve bu bölgeden, üsleriyle birlikte o savaş gemilerini de Hürmüz Boğazı'nın dışına taşımak zorunda kaldı.”
“KRİTİK MÜHİMMAT STOKLARI ERİDİ”
Sarı, savaşın ABD açısından bir başka önemli sonucunun ise mühimmat stoklarının hızla tüketilmesi olduğunu ifade etti:
“Üçüncü madde: Kritik mühimmat stokları eridi. THAAD hava savunma füzelerini yılda 60-70 tane üretebiliyor. Patriot füzelerini 600 tane üretebiliyor. Sadece şu 5-6 aylık savaşta Körfez bölgesi için Amerika yıllar içerisinde 3-4 sene içerisinde belki üretebildiği kadar füzeyi harcamak zorunda kaldı ve tüm bu füze harcamasına, tüm bu maliyete rağmen hâlâ o üslerini savunmayı başaramadı.”
KÖRFEZ ÜLKELERİ ABD’YE OLAN GÜVENİNİ SORGULUYOR MU?
Sarı, ABD’nin Körfez ülkeleriyle kurduğu güvenlik ilişkilerinin de savaş sonrasında yeni bir döneme girebileceğini söyledi:
“Şuna da değinmek istiyorum: Müttefikler meselesine. Mesela Körfez bölgesi, Ortadoğu bölgesi, Amerika Birleşik Devletleri geldi, yerleşti ve orada ciddi bir güvenlik ağı oluşturdu ve diğer ülkeleri, Körfez ülkelerini de buna dahil etti. Nasıl etti? Trump en son geldiğinde 3 trilyon dolar yatırım sözü aldı. Bu yatırım sözünü aslında büyük oranda bu güvenlik ve siyasi desteğin karşılığında almıştı. Son İran Savaşı'nda şunu gördük: Amerika Birleşik Devletleri milyarlarca dolar kendisi harcamasına, buradaki Körfez ülkelerine, müttefiklerine milyarlarca dolar, hatta trilyonlarca dolar harcatmasına rağmen ne kendisini koruyabildi ne de Körfez ülkelerini, müttefiklerini koruyabildi. Nitekim bunun sonucunda da o ülkeler artık gözünü başka yerlere çevirdi. Mekke Savunma Anlaşması işte tam da bu veçheden bakabiliriz. O ülkeler, Suudi Arabistan gibi ülkeler şunu demeye başladı: ‘Ben Amerika'yla burayı koruyamıyorum. Amerika buranın korunmasında bana yeterli yardımı gösteremiyor. Demek ki kendi ayaklarım üzerinde durmam lazım. Başka ittifaklara kapı aralamam lazım.’ diyerek Türkiye ile bu ittifakın oluşmasında önemli bir etki oldu.”
“ABD’DE ÜRETİM SİSTEMİ SAVAŞA GÖRE KURGULANMAMIŞ”
Savaş kapasitesinin yalnızca silah teknolojisiyle değil, üretim gücüyle de ölçüldüğünü belirten Sarı, ABD ve Avrupa'nın üretim sistemlerinin barış dönemine göre şekillendiğini, İran'ın ise savaş şartlarına daha kolay uyum sağlayabildiğini savundu:
“Tüm medeniyetlerde bu zirveye çıktıktan sonra, bir refahın getirdiği o gücün getirdiği bir yavaşlama oluyor. Özellikle Avrupalı ülkelerde de bu oldu. Şimdi üretimden bahsediyoruz. Mesela Çin'le Amerika Birleşik Devletleri yarışamıyor. Neden? Çünkü kendi üretim sistemlerini barış zamanına göre kurgulamışlar ve barış zamanına göre bir üretimleri var. Savaş zamanında sizin aslında bir nevi olağanüstü hale geçmeniz ve üretim kapasitenizi diğer sektörlerden savaşa kaydırmanız gerekiyor. Ama bunu Amerika Birleşik Devletleri de yapamıyor. Avrupalı devletler de beklenildiği seviyede bunu başaramıyorlar. İran'da durum tam tersi. Çünkü İran kendi halkını şu şekilde motive edebiliyor. Diyor ki: ‘Başımızda Amerikan tehdidi var. İsrail tehdidi var. Topraklarımızı, başkentimizi bombalıyor. Buna karşı seferberlik ilan etmemiz, olağanüstü şartlara göre kendimizi hazırlamamız gerekiyor.’ diyor ve bu savaşı uzun dönemli sürdürebileceğini gösteriyor.”
“SAVAŞIN UZAMASI İRAN’IN LEHİNE”
The Atlantic'teki değerlendirmenin ABD iç siyasetiyle de bağlantılı okunabileceğini belirten Sarı, İran ile ABD arasındaki güç dengesinin hâlâ ABD lehine olduğunu, ancak savaşın uzamasının farklı sonuçlar doğurabileceğini ifade etti:
“Atlantic'in bu haberi yapmasının tabii ki önemli sebeplerinden bir tanesi Kasım ayında gelecek seçimler. Yani Başkan Trump'ı bu önümüzdeki seçimlerde köşeye sıkıştırmak istiyor. Bu bize şunu gösteriyor: Ciddi bir asimetri var. Hâlâ güç asimetrisi Amerika'nın lehine ama savaşın uzaması İran'ın lehine. Çünkü İran'ın acı eşiği çok daha yüksek. İran şunu gösteriyor Amerikan halkına: ‘Bakın, sizin burada hiçbir işiniz yok ama sizin başkanınız yüzünden şu an siz petrolü iki katı daha fazla paraya almak zorunda kalıyorsunuz. Boşuna paralarınız, vergileriniz buraya akıtılıyor. Boşuna Amerikan askerleri ölüyor.’ diyerek bu psikolojik harbi Amerika'da sürdürebiliyor. ki Amerikan içerisinde çok ciddi bir kutuplaşma olduğu için Amerikan demokratları, medyası da bu İran'ın psikolojik savaşına çok güzel yağ sürüyor. İşte bu haberi de o minvalde okuyabiliriz.”
“TEK KUTUPLU DÜNYADAN ÇOK KUTUPLU DÜNYAYA GEÇİYORUZ”
Sarı, yaşananların yalnızca İran-ABD savaşıyla sınırlı olmadığını, küresel güç dengelerinde daha büyük bir dönüşümün işareti olabileceğini söyledi:
“Bence çok ciddi bir şekilde büyük bir dönüşümün arifesindeyiz. I. Dünya Savaşı'ndan sonraki sistemde dünyada artık yok. Büyük güçler, bence buna Rusya'yı da katabiliriz, şunu gördü: Eskiden onların sahip olduğu teknolojik üstünlükle çok az maliyet ödeyerek başka topraklarda ciddi tahribatlar bırakabiliyorlardı. Geliyordu Afganistan'ı yıkıp yakıyordu, çekilip gidiyordu. Vietnam'ı yıkıp yakıyordu, çekilip gidiyordu. Rusya da 24 saat içerisinde mesela Ukrayna'yı yakıp yıkacak, fethedeceğini ve çekilebileceğini düşündü ama olmadı. İki günde yani bir hafta sonunda İran'ı devirebileceğini düşünen Amerika Birleşik Devletleri de bunun artık kolay olmadığını gördü. Bence en önemlisi, üslerini 3 bin 200 kilometre geri çekti. Artık şunu görüyor: ‘Ben başka bir toprağa saldırı yaptığımda vurabiliyorum, tahribat bırakabiliyorum, maliyet üretebiliyorum ama bu karşılıksız değil.’ Karşı tarafta benim canımı yakmaya artık muktedir bir güç olduğunu gördü. İşin en önemli kısmı şurada, Karşı taraf bir süper güç değil. Rusya değil, Çin değil. Büyük bir endüstrileşmiş devlet değil. İran da bunu yapabiliyor. Orta büyüklükteki güçlerde, mesela Ukrayna, Rusya'nın Moskova'sını, başkentini vurabiliyor. Bu da bence önümüzdeki dönemde dünya siyasetinde her şeyi köklü bir şekilde değiştirecek.”
Bölgedeki gelişmelerin Körfez ülkelerini yeni güvenlik arayışlarına yöneltebileceğini belirten Sarı, Türkiye'nin de bu süreçte öne çıkabileceğini ifade etti:
“Körfez bölgesi için bence artık resim çok net. Son Husilerin saldırıları, Yemen'deki gelişmelerde şunu gösterdi: Amerika Birleşik Devletleri'nin inşa ettiğini, iddia ettiği güvenlik mimarisi, güvenlik şemsiyesi bu bölgede işe yaramıyor. Bu ülkeler yıllarca Amerika'nın savunma sanayisine, Amerikan silahlarına, Amerika'ya aynı zamanda siyasi bir şekilde, ekonomik bir şekilde yatırımlarını yaptılar ama bunun bir karşılığının olmadığını son bir sene içerisinde gördüler. Bu burada ciddi değişiklikler gerçekleştirecek. Bu bölgede her yıl milyarlarca dolarlık para Batılı savunma sanayilerine, başta Amerika olmak üzere akıyordu. Bence burada ciddi bir duruş, ciddi bir değişiklik olacak. Bu Türkiye için önemli bir fırsat. Çünkü Batılı savunma sanayi şirketlerine alternatif olarak Türkiye çok güçlü bir ülke. Diğer taraftan işte Mekke Savunma Anlaşması burada önümüzdeki günlerde çok daha önemli bir hale gelebilir.”
“İSRAİL’İN SALDIRILARI ALTERNATİF ARAYIŞLARINI TETİKLİYOR”
Sarı, İsrail'in bölgedeki saldırılarının, Körfez ülkelerinin farklı güvenlik ortaklıkları aramasına yol açabileceğini savundu:
“Burada İsrail açısından bir paradoks var. Çünkü İsrail bölgeyi güvensizleştirme, kaosa sürüklemek isterken aslında bu ülkelerin alternatif arayışlarının da kapısını aralıyor. Şunu demeye çalışıyorum: İsrail'in bu saldırıları devam ederse, İran-Amerikan savaşı bu şekilde de şiddetli bir şekilde devam ederse, belirsizlik ortamı yükselirse, bence bu ülkelerin Mekke Savunma Anlaşması'na ve Türkiye'ye yönelik yaklaşımları daha da artacak ve bu bence bizim işimize biraz yarayacak.”
“BİR MUSİBET BİN NASİHATTEN EVLADIR”
Türkiye'nin bölgedeki rolüne ilişkin değerlendirmesini sürdüren Sarı, İsrail'in bölgedeki gelişmelerin istemeden yeni yakınlaşmaların önünü açabileceğini söyledi:
“Bir musibet bin nasihatten evladır. Bu musibetleri İsrail tetikliyor ama o musibetler bence orta ve uzun vadede Türkiye'nin bu ülkelerle daha yakın ilişkiler kurmasına sebebiyet verecek. Avrupa tarafından iş biraz daha çetrefilli. Avrupa hâlâ çok ciddi bir şekilde Amerikan silah şirketlerine de bağlı. Onlar Rusya tehdidi varken Amerika'dan kolay kolay kopamayacaklar. Gerçekten I. Dünya Savaşı'ndan sonra yaşanan çok ciddi bir değişimin içerisindeyiz. Bu değişimin önümüzdeki dönemde de ciddi bir şekilde devam edeceğini, en nihayetinde bölgelerin kendi ittifaklarını kuvvetlendirmek zorunda kalacağını söyleyebilirim.”
“ARTIK ÇOK KUTUPLU BİR DÜNYAYA GEÇİYORUZ”
Dr. Ayhan Sarı, değerlendirmesinin sonunda küresel sistemdeki değişimin çok kutuplu bir yapıya doğru ilerlediğini ve bölgesel ittifakların önem kazanacağını söyledi:
“Tek kutuplu dünyadan, çok kutuplu bir dünyaya net bir şekilde geçiyoruz. Oçok kutuplu dünyada bu bölgeye de yeni bir ittifak sistemi gerekiyor. O ittifak sisteminin bence ilk nüvesi olarak Mekke Savunma Anlaşması'nı görebiliriz. Bölgesel liderlik anlamında da Türkiye'nin rolünün giderek arttığını da rahatlıkla söyleyebiliriz.”
“Amerikan çağı sona erdi” itirafı: Savaşın doğası değişiyor mu?
Beren Saat'ten Aşk-ı Memnu'nun Arsen Hanım'ı Gülsen Tuncer'e veda: 'Büyük bir sevgiyle hep kalacak kalplerimizde'
