Avukatları Alican Uludağ'ın tutukluluğunun devamına itiraz etti
"Cumhurbaşkanına alenen hakaret" suçlamasıyla 20 Şubat'ta tutuklanan DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ hakkında 17 Mart'ta verilen tutukluluğa devam kararına itiraz etti. Uludağ'ın avukatları, tutukluluğa devamın tutukluluk kararında olduğu gibi hukuka aykırı olduğunu savunuyor. Gazeteci Uludağ hakkındaki tutukluluğa devam kararı, cezaevinden SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) yoluyla bağlantı kurularak farklı suçlardan tutuklu bulunan birçok şüpheli ile aynı oturumda toplu bir şekilde verilmişti. Karar öncesi ise Uludağ'ın yasal hakkı olan savunma yapmasına izin verilmedi.Tutukluluk incelemesi yapılacağının yasada öngörüldüğü şekliyle avukatlarına haber verilmesi gerekiyordu. Ancak bu bilgilendirme de yapılmadı. Uludağ, avukatları yanında olmadan İstanbul 6. Sulh Ceza Hakimliğinin gerçekleştirdiği tutukluluk incelemesi duruşmasına katıldı.Öte yandan savcılık, tutukluluğa devam kararını 13 gün geçmesine rağmen Uludağ'ın avukatlarına tebliğ etmedi. Bu duruma soruşturma savcısının 16 Mart 2026 tarihinden itibaren iki hafta süre ile izinli olması gerekçe gösterildi.Sulh ceza hakimliğinden kararın değişik iş numarasını öğrenen avukatlar, 28 Mart'ta kararın içeriğine ilişkin bilgi sahibi olmaksızın itirazlarını sunmak durumunda bırakıldı.Avukatlar tutukluluğun devamına ilişkin dosyaya sundukları itiraz dilekçesinde 17 Mart 2026 tarihli kararın, aradan 10 gün geçmesine rağmen kendilerine tebliğ edilmediğini belirtti. Soruşturma dosyasının UYAP (Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi) üzerinden incelenmesine izin verilmesine yönelik 18 Mart tarihli başvurularına da 28 Mart itibarıyla yanıt verilmediği kaydedildi.İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Bürosu'nun güvenlik gerekçesiyle avukatlara kapalı bir alan olduğu belirtilen dilekçede, müdafilerin dosya savcısı ya da katip ile doğrudan görüşme imkanının bulunmadığı ifade edildi. Dosya katibine ancak güvenlik aracılığıyla ulaşılabildiği, bu yolla yapılan görüşmede ise soruşturma savcısının 16 Mart 2026'dan itibaren iki hafta süreyle izinli olduğunun bildirildiği aktarıldı. Bu nedenle UYAP erişim talebine yanıt verilmediği belirtildi.Aynı görüşmede, tutukluluğun devamı kararının savcılık dosya ekranına düşmediği ve bu nedenle tebliğ edilemediği bilgisinin paylaşıldığı ifade edildi.Avukatlar, dosyadan karara ulaşamamalarının ardından İstanbul 6. Sulh Ceza Hakimliği kalemine giderek yalnızca değişik iş numarasını öğrenebildiklerini belirtti. Bu durumu, "10 gün önce verilen karara ve kararın içeriğine ilişkin bilgi sahibi olmaksızın itirazımızı sunmak durumunda kaldığımızı belirtmek zorundayız" sözleriyle dile getirdi.Avukatlar, tutukluluğun devamına ilişkin incelemenin Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 108'inci maddesine aykırı biçimde yapıldığına işaret etti.Dilekçede, söz konusu madde uyarınca tutukluluk incelemesinin "şüpheli veya müdafi dinlenilmek suretiyle" yapılması gerektiği hatırlatıldı. Ancak somut durumda ne müdafilere haber verildiği ne de Uludağ'a söz hakkı tanındığı ifade edildi.Alican Uludağ ile bulunduğu cezaevinden SEGBİS yoluyla bağlantı kurularak kendisi dinlenmeden ve söz hakkı tanınmadan doğrudan doğruya tutukluluğun devamına karar verildiğine işaret edilen dilekçede savunma hakkının ihlal edildiği belirtildi. Dilekçede "Hâkimliğiniz, şüpheli ya da müdafinin tutukluluk incelemesinde bulundurulmasını, şekli bir unsur, bir formalite ve bir özne değil de, orada görüntüde olması gereken bir obje olarak görmektedir" ifadeleri yer aldı.Aynı dilekçede, incelemenin bireysel değerlendirme yerine toplu şekilde yürütüldüğüne de dikkat çekildi. Farklı dosyalardan tutuklu bulunan kişiler için tek bir oturum açıldığı, kararın somut olay bakımından hukuki nedenleri kişiselleştirmeden verildiği belirtildi.Bu yöntemin, kanunun öngördüğü "dinlenilme" ilkesini ortadan kaldırdığına işaret eden avukatlar, burada "bir 'dinlenilme' halinden değil, ancak 'yüze karşı tutukluluğun devamı kararının bildirilmesi' halinden söz edilebileceğini, dolayısıyla kararın bu yönüyle de hukuka ve kanunun açık hükmüne aykırı olduğu ifade edildi.Uludağ'ın SEGBİS bağlantısı sırasında "Benim savunmamı dinlemeyecek misiniz" sorusuna "Savcılığa beyanda bulunursunuz, dosyada bir değişiklik yok" yanıtının verildiği aktarılan dilekçede, bu durumun savunma hakkının fiilen ortadan kaldırılması anlamına geldiği belirtildi. Bu kapsamda tutukluluk incelemesinde yapılan SEGBİS kayıtlarının yazılı tutanağının taraflarına verilmesini talep eden avukatlar, "Bu tutanak ve gerektiğinde kayıtlar, ileride yapacağımız hukuki başvurular bakımından şüphelinin dinlenilip dinlenilmediğini açıklığa kavuşturacaktır" ifadelerini kullandı.Dilekçede, Anayasa Mahkemesi'nin 18 Kasım 2015 tarihli kararına da atıf yapıldı. Bu kararda, tutukluluk incelemelerinde şüphelinin müdafi yardımından yararlanmasının savunma hakkının bir gereği olduğu vurgulandı. Avukatlar, Uludağ'ın talep etmesine rağmen dinlenmemesinin ve müdafi yardımından faydalandırılmamasının Anayasa'nın 19'uncu maddesinde güvence altına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının açıkça ihlali anlamına geldiğini kaydetti.Bu çerçevede, tutukluluğun devamı kararının yalnızca usule değil, Anayasal güvencelere de aykırı olduğu savunuldu.Avukatlar, tutukluluğun devamı kararının Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100'üncü maddesinde yer alan ölçülülük ilkesine de aykırı olduğunu belirtti. Söz konusu maddeye göre, tutuklama tedbirinin beklenen ceza ile orantılı olması gerektiği hatırlatıldı. Dilekçede, isnat edilen suçun niteliği ve olası yaptırımı dikkate alındığında tutukluluğun sürdürülmesinin ölçüsüz olduğu ifade edildi.Dilekçede, Uludağ'ın uzun yıllardır yargı muhabirliği yapan bir gazeteci olduğu hatırlatıldı. Tutuklama ve devam kararının yalnızca bireysel bir tedbir olmadığı, aynı zamanda ifade özgürlüğü üzerinde etkileri bulunduğu belirtildi. Suçlamaya konu paylaşımların gazetecilik faaliyeti kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ifade edilirken, bu tür uygulamaların toplum genelinde "caydırıcı etki" doğurduğu kaydedildi.Avukatlar, Uludağ’ın bir gün içerisinde resen soruşturma izni alınarak tutuklanmasının olağan bir yargı süreci ve işleyişi olmadığını belirtti. Süreci "adeta, yargının hukukun öngördüğü amaçlarla değil, kişiye özel nedenlerle çalıştığı şüphesini doğrulayan bir tasarruf" şeklinde değerlendirdi.Dilekçede, tutuklamaya dayanak yapılan gerekçelere de ayrıca itiraz edildi. Uludağ'ın X platformundaki 13 paylaşımı nedeniyle TCK 299 kapsamında suçlandığı hatırlatıldı. Bu suçun yaptırımı ve infaz koşulları dikkate alındığında "kaçma şüphesi" iddiasının somut temelden yoksun olduğu savunuldu.Avukatlar, olası bir mahkûmiyet halinde dahi cezanın infazı bakımından cezaevinde kalınmayabileceğini belirtti.Mevcut infaz mevzuatına göre "Cumhurbaşkanına hakaret" suçundan verilebilecek hapis cezalarında 5275 sayılı Kanun uyarınca şartlı tahliye ve denetimli serbestlik hükümleri uygulandığına dikkat çekilen dilekçede, "Hapiste yatarı olmayacak bir suçtan dolayı tutuklu olarak kapalı cezaevinde tutulan bir kişinin tahliye halinde kaçacağı şüphesinin bulunduğunu söylemek hayatın olağan akışına da uymamaktadır" denildi.Dilekçede Uludağ'a en üst sınırdan ceza verilmesi ihtimali esas alınsa bile infazın kısa süreli ve açık cezaevi koşullarında gerçekleşebileceği belirtildi ve şöyle devam edildi:"Tutuklama kararını veren merci, şimdiye kadar hiçbir suç işlememiş olan şüphelinin, ileride mahkûm edilmesi olasılığında, cezaevinde iyi halli davranmayacağı ve şartlı tahliye imkanından faydalandırılmayacağına dair bir kanaatte değilse, buna dair bir varsayıma dayanmıyorsa, bu tutuklamanın hukuki bir tedbir niteliğinde değil, kanunsuz bir cezalandırma niteliğinde olduğu görülmektedir."Ayrıca tutuklama kararında yer alan "kolluk marifetiyle yakalanma" ifadesinin de somut olaya ve maddi gerçeğe aykırı olduğu vurgulandı. Uludağ hakkında önceden bir çağrı yapılmadan, doğrudan evinde gözaltına alındığı hatırlatıldı.Tutuklama gerekçeleri arasında yer alan delil karartma ihtimaline de itiraz edildi. Avukatlar, dosyanın dayanağının yalnızca sosyal medya paylaşımlarından ibaret olduğunu, bu paylaşımların dosyada bulunduğunu ve Uludağ tarafından da kabul edildiğini belirtti. Bu nedenle ne toplanacak yeni bir delil ne de dinlenecek bir tanık bulunduğu ifade edildi:"Olmayan, olmayacağı apaçık olan tanıklar üzerinde şüphelinin baskı kurma girişiminde bulunmasına dair kuvvetli şüphe olduğunu söylemek, hayal edilmesi bile mümkün olmayan ütopik bir gerekçe niteliğindedir."Dilekçede, tüm bu gerekçelerle tutukluluğun devamına ilişkin kararın kaldırılması ve Uludağ'ın tahliye edilmesi istendi. Alternatif olarak ise Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 109 ve devamı maddeleri uyarınca adli kontrol hükümlerinin uygulanması gerektiği belirtildi.Uludağ'ın müdafilerinin, soruşturma dosyasının UYAP üzerinden incelenmesine izin verilmesine yönelik 18 Mart 2026 tarihli başvurusuna ise bugün yanıt verildi."Cumhurbaşkanına hakaret" suçundan iddianame düzenlenebilmesi için kanunun aradığı "Adalet Bakanının kovuşturma izni vermesi" gerekliliği nedeniyle soruşturma savcısı 2 Mart'ta kovuşturma izni için Adalet Bakanlığına fezleke yazmıştı.Avukatların soruşturma dosyasından elde ettiği bilgiye göre Adalet Bakanlığı 13 Mart'ta kovuşturma iznini verdi ve 16 Mart'ta İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Bakanlık Muhabere Bürosu izni ve üstyazısı 27 Mart'ta başsavcılık tarafından soruşturmayı yürüten savcılık dosyasına gönderildi. İlgili yazılar savcılık tarafından 30 Mart'ta dosyaya eklendi. Bu aşamada toplanacak bir delil olmadığından iddianamenin yazılması gerekiyor.
