Beş soruda AB'nin sınır dışı merkezleri
Avrupa Birliği'nin (AB) sertleştirdiği göç ve iltica düzenlemelerinin en tartışmalı bölümlerinden biri, üçüncü ülkelere kurulacak sınır dışı merkezleri. AB ülkelerinde iltica başvurusu reddedilenlerin gönderileceği merkezler hukukî açıdan da tartışmalı. Ancak dün akşam Avrupa Parlamentosu (AP) ve üye ülkeler arasında varılan uzlaşma sonucu düzenlemenin yürürlüğe girmesi önünde bir engel daha aşılmış oldu.AP'nin onayı, muhafazakar partilerin aşırı sağla yaptığı iş birliği nedeniyle Almanya'da iç politik tartışmalara da neden oldu. İktidardaki Hristiyan Birlik partilerini (CDU/CSU) de içeren AP'deki Avrupa Halk Partisi ile aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) arasında düzenlemeyle ilgili görüşmeler yürütülmüş ve tasarı aşırı sağın desteğiyle kabul edilmişti.Avrupa Komisyonu'nun içişleri ve göçten sorumlu üyesi Magnus Brunner, "Yeni kurallar sayesinde AB'ye kimin gelebileceği, kimin kalabileceği ve kimin gitmesi gerektiği konusunda daha fazla kontrole sahip olacağız" dedi.Peki sınır dışı merkezleri ne anlama geliyor, kimler nasıl etkilenecek, hukukî durum ne?AB dışında üçüncü ülkelerde kurulacak sınır dışı merkezlerine, AB ülkelerinde iltica başvuruları reddedilmiş ancak menşe ülkeye sınır dışı edilemeyecek durumdaki kişiler gönderilecek. Kişinin merkezin bulunduğu ülkeyle bir bağlantısının olup olmaması önem taşımıyor.Bu uygulamanın tek ön koşulu, söz konusu üçüncü ülkeyle bir ya da daha fazla AB ülkesinin bir anlaşma imzalamış olması. Merkeze ev sahipliği yapan ülkenin "devletler hukuku ile uyumlu bir şekilde uluslararası insan hakları standartlarına ve temel ilkelerine" riayet etmesi gerekiyor. AB ülkelerinin üçüncü ülkelerle yapacağı anlaşmaların, yürürlüğe girmeden önce AB tarafından kontrol edilmesi öngörülüyor.Sınır dışı merkezlerinin hukukî durumu tartışmalı. Bazı sorular tamamen açıklığa kavuşturulmuş değil. AB'nin en yüksek yargı kurumu AB Adalet Divanı'nın Nisan ayında hazırladığı bilirkişi raporu, en azındanİtalya'nın Arnavutluk ile imzaladığı anlaşmanın AB hukukunu ihlal etmediği sonucuna varmıştı. Raporda, AB hukukunun, üye ülkelerin kendi sınırları dışında bu tür merkezler kurmasını yasaklamadığı belirtilmişti. Ancak Arnavutluk konusunda yazılan bu raporun, çok daha uzaktaki AB üye adayı olmayan ülkeler için geçerli olup olmayacağı belli değil. Raporda ayrıca, bu tür merkezler kurulabilmesi için, oraya gönderilen kişilere hukukî danışmanlık, dil desteği, aileleriyle ve yetkili makamlarla temas imkânlarının sağlanmaya devam edilmesi ön koşulu da yer alıyor. AB ülkelerindeki yargıçlar genelde verdikleri kararlarda bu tür bilirkişi raporlarını dikkate alıyor.İnsan hakları örgütleri ve kilise dernekleri, düzenlemenin "göçü suç haline getirme" tehlikesi taşıdığı görüşünde. Uluslararası Kurtarma Komitesi'nden (IRC) Marta Welander, düzenlemenin "AB sınırları dışında hapishane benzeri merkezlerde tutukluluk halini normalleştireceği, bu durumun hukukî kara delikler oluşturacağı" eleştirisinde bulundu ve "insanların takibat, işkence ya da daha kötüsüyle karşı karşıya kalabileceği ülkelere sınır dışı edilmesi riskinin arttığı" uyarısı yaptı.Yardım kuruluşu Caritas da AB'nin, sınır dışı merkezleri yoluyla kendi hukukî sorumluluklarını başka ülkelere devrettiğini belirterek "Bu merkezlere gönderilen kişiler keyfî ve süresiz tutuklulukla hukuken bir gri alan içinde bırakılabilir" endişesini dile getirdi. Yardım kuruluşu Picum da "sınır dışı edilmiş insanların daha önce hiç ayak basmadıkları ülkelerde ayrımcılık ve sıkı takibatla karşılaşabileceklerini" kaydetti.Yunan sivil toplum kuruluşu Refugee Support'tan (Mültecilere Destek) Minos Muzurakis, tasarının "Avrupa'da aşırı zararlı ve tehlikeli uygulamalara kapı açacağı" uyarısı yaparken Yeşiller partili Fransız milletvekili Mélissa Camara, "AB dışındaki geri gönderme merkezlerinin yasal hale getirilmesi, reşit olmayanların tutuklanmasına, ev baskınlarına yeşil ışık yakılması ABD'deki Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi'nden (ICE) esinlenilmiş uygulamalardır. Yabancı düşmanı bir ideolojiye hizmet eden hukukî cephanelik böylece tamamlanmış oluyor" ifadelerini kullandı.AB'nin düzenlemesinde sınır dışı merkezleri dışında ağırlaştırılmış cezalar da dikkat çekiyor. Oturma izni bulunmamasına rağmen AB'yi terk etmemekte direnenler için tutuklama önlemine başvurmak kolaylaştırılıyor. Tutuklamalardan reşit olmayanlar muaf tutulmuyor.Yetkili makamlara, kişinin mülküne el koyma, biyometrik veriler toplama ve ev arama yetkisi veriliyor. Son çare olarak parmak izinin zorla alınmasına da izin veriliyor.Ayrıca ülkeye giriş yasağı uygulaması da sistematik hale getiriliyor. Avrupa Komisyonu verilerine göre, sınır dışı listesindeki kişilerin sadece yüzde 20'si kendiliğinden AB'yi terk ediyor. Buna karşılık AB'ye iltica başvuruları son yıllarda düşüş eğiliminde. 2025'te AB ülkelerine düzensiz göç yüzde 26 oranında azalarak 2021 sonrasının en düşük seviyesine geriledi.AP'de varılan uzlaşmanın ardından düzenlemenin hem Avrupa Parlamentosu hem AB'ye üye ülkelerin hükümetleri tarafından resmen onaylanması gerekiyor. Bu sürecin ardından düzenleme AB Resmi Gazetesi'nde yayınlanarak yürürlüğe girecek. Uzlaşma, bazı maddelerin yürürlüğe sokulması için 12 aylık geçiş süresi öngörüyor.Ancak düzensiz göçten en çok etkilenen ülkeler süreci hızlandırmak istiyor. Danimarka, Almanya, Avıusturya, Yunanistan ve Hollanda sınır dışı merkezleri için ortak planlar üzerinde çalışıyor.Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, yıl sonuna kadar sınır dışı merkezleri konusunda üçüncü ülkelerle anlaşmalar imzalamak istediklerini açıklamıştı. AB ülkelerinin, aralarında Ruanda, Libya, Moritanya, Özbekistan ve Etiyopya'nın da bulunduğu 10'dan fazla ülkeyi potansiyel partner olarak gözüne kestirdiği yönünde haberler kamuoyuna yansımıştı.AFP,rtr/BK,JD
