CANLI
Ana Sayfa🇹🇷 Türkiye🌍 Dünya📈 Ekonomi⚽ Spor💻 Teknoloji🎭 Magazin
Ana SayfaTürkiyeCezaevi ziyaretleri
🇹🇷 Türkiye

Cezaevi ziyaretleri

Cumhuriyet·🕐 1 sa önce·👁 0 görüntülenme
Cezaevi ziyaretleri
Cezaevi ziyaretleri

Bayram günü en hazin anlar hep cezaevlerinde yaşanır. Hele siyasi mahkûmsanız ve görüş hakkınız engelleniyorsa yürekler kabına bir türlü sığmaz. Dışarıda olanlarsa çaresiz demir parmaklıkların ardını düşünür. Analar, babalar, kardeşler, eşler, evlatlar... Oradaki dostlarını, tanışlarını, hiç karşılaşmasa da bildiklerini, uzaktan gördüklerini aklına getirir sürekli.. Bayram şekerle değil acıyla bütünleşir. Böyle zamanlarda sözcükler kendi günlüğünü dayatır bize. Çünkü şiir başlı başına insanlığın direnç anıtıdır, bugünden geleceğe bırakılan aktarımı en hızlı mirastır. Dünün şiiri nasıl yazıldıysa bugünün de şiirinin yazılacağını görmek istersiniz sözcüklere sığınınca. Ataol Behramoğlu’nun Barış davasından 12 Eylül zindanlarında yattığı dönemde kızına yazdığı o şiiri gözyaşlarıyla içinize alırsınız: “Gecemin üzgün çiçeği sen, yavrum./ Dargın yüzünü görebilsem yavrum/ Babalar daha çok görebilsinler diyedir çocuklarını/ Tutsaksam şimdi ve sana hasretsem yavrum” Sonra bir anda karşınıza Meriç Kahraman ile kızı Vera’nın Silivri’deki sekizinci bayram ziyareti haberi çıkar. Dünün şiirinin bugünün şiirini de karşıladığını düşünürsünüz Ataol Behramoğlu’nun yazdıkları sayesinde...Barış’lar, Vera’lar ağlamasın diyedir boğazınızda bir top yumağa dönen yutkunmanız. *Şair kendi ilkesini öne koyarak aklıyla kavradığını duygusuyla göstermeye çalışır. Bu başlı başına cesaret sözcüğünü aşabilmekle ilintilidir. Şairler bu nedenle dokunulmazlıklarını kuşanarak sözün zırhıyla kuşanırlar. Ne acı ki onların bu hal ve tavrı her zaman bizim gibi toplumların önünde olmuştur. * Bakû’dan memlekete dönüşünde tutuklanan Nâzım’a dair Vâlâ Nureddin, “Bu Dünyadan Nâzım Geçti” kitabında şöyle bir hikâye anlatır: Resmi bir binanın pis ve havasızlık kokan dehlizlerinden birinde muhafızların arasında oturmaktadır. Saçı sakalı uzamış, düğmeleri kopmuş, üstü lekeli, ayakları çamurlu... Yol boyunca aklında kurduğu şiirleri ezberinden okur. Yunan filozofuna dair “Heraklit’i Düşünürken” adındaki şiiri cep defterinde yazılıdır. Suç olarak bu şiir hemen tespit edilir. Şöyle denir ona: “Demek sen azınlığı fitillemeye geldin?” “Efendim, Heraklit Yunan filozofu.” “Üstelik Yunan ha... Hesabını mahkemede verirsin.” *Hasan İzzettin Dinamo, “Vatan Şarkısı” şiirinin yayımlanmasından kısa bir süre sonra “Yeni Edebiyat” dergisinin sahibi Suat Derviş ona bir kâğıt uzatıverir. “O ne?” diye sorar Dinamo. Makinede yazılmış resmi kâğıtta, “Derginiz yazarlarından Hasan İzzettin Dinamo’nun ‘Vatan Şarkısı’ şiiri, sınıfları ve zümreleri birbirine düşürücü mahiyette görüldüğünden, derginiz süresiz olarak kapatılmıştır.” Bu kadarla kalmamış; Dinamo hemen ardından yargılanıp cezaevine gönderilmiştir. Sözcükler ürkütücüdür. *A. Kadir 12 Eylül’de son şiirleri üzerine gözaltına alınır, şöyle anlatır o günleri: “Silahlı Kuvvetlerin yönetime el koyduğu gecenin sabahında evimden alındım ve Samandra’da bir garnizona götürüldüm. Orada iki ay kaldım. Üç defa gözlerim kapalı sorguya çekildim. ‘Bütün yaşamın suç’ dediler bana. Tüm yaşamımın hesabını verdim.” O günlerden şu dizeler kalır: “Dayan, yorgun yüreğim/ dayan/ sıkışsan da, çırpınsan da, çatlasan da/ dayan...”*Bu ülkenin şairlerine, aydınlarına, siyasetçilerine ölümü düşündürecek denli çileli bir hayatı dayatmamızın ardında ne var? Nedeni çok basit! Böyle bir trajedi bizden daha geri ülkelerde yaşanmaz. Çünkü onların aydınları yok denecek kadar azdır. Genellikle de ülkelerini terk etme yolunu tutmuşlardır. Bizde ise aydın düşmanlığı siyasal bir gelenek halini almıştır. Kamplaşmanın kökeninde bu gerçeklik yatar! *Dışarının içeriden çok da farkının kalmadığı zamanlar ise Arif Damar’la bütünleşir: 51 tevkifatında alınır içeri. İfade al, ifade ver, iki yıl sürer bu acayip süreç. Arif Damar’ın ağzından tek bir söz çıkmaz. Hatta “Beni neden içeride tutuyorsunuz?” diye sormaz! Arkadaşları şaşırırlar bu işe. “Tahliyeni istesene” derler inatla! O ise susmaya devam eder. Yıllar sonra arkadaşları, “Arif neden tahliyeni istemedin?” diye sorunca şöyle yanıt verir gülen gözleriyle: “Ne yapacaktım dışarıda? Çıksam faşizm kol geziyordu. Bir bahane bulup yine beni yine içeri sokacaklardı. Ayrıca eşim dostum hep içerideydi. Ne iş vardı ne de güç. Ben de ustanın dediği gibi namluda yatan bir kurşun gibi durdum öylece.”*Biz ise yine şiire ve şairlere sığınarak yarın için cesaret almaya çalışıyoruz. Melih Cevdet Anday “Yanyana” kitabından ötürü hakkında yedi buçuk yıl hapis istemiyle dava açıldığında, Jean Paul Sartre’ın bir sözünü anımsamıştı: “Önemimizi Alman işgalinde anladık.” *Şairlerin önemi umutsuz zamanlarda da onların dizelerine başını koymaktan geçer. Çünkü her bir dize bize şunu söyleme erdemini verir: Düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, bağımsız yargı ve hukuk devleti anayasa da yazan olgulardır. Anayasal düzeni savunmak ve korumak ise bir kamu görevidir.

Kaynak: CumhuriyetOrijinal Habere Git →
İlgili Haberler