CANLI
Ana Sayfa🇹🇷 Türkiye🌍 Dünya📈 Ekonomi⚽ Spor💻 Teknoloji🎭 Magazin
Ana Sayfa›Dünya›Fon krizinde denetim zinciri: Kim, neyi,…
🌍 Dünya

Fon krizinde denetim zinciri: Kim, neyi, ne zaman gördü?

DW Türkçe·🕐 51 dk önce·👁 4 görüntülenme
Fon krizinde denetim zinciri: Kim, neyi, ne zaman gördü?
SPK, fon piyasasındaki riskleri 2025'in son çeyreğinde tespit ettiğini açıkladı. Ancak 131 fonun tasfiyesine giden süreçte hangi kurumun ne zaman harekete geçtiği hâlâ belirsiz.

Türkiye'de 455 bin 758 yatırımcının bulunduğu 131 fonun tasfiye süreci devam ederken denetimin nasıl işlediği de tartışılıyor.

AKP Genel Başkan Yardımcısı ve eski Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, ortağı olduğu dört şirketin parasının Tera Portföy'ün tasfiye edilen TP2 fonunda kaldığını açıkladı. Sözcü yazarı İsmail Saymaz'a konuşan Zeybekci, yaşananlarda devletin ihmali olduğunu savunarak "Devlet bunları saniye saniye bilebilecek, gözetleyebilecek, müdahale edebilecek durumda" dedi.

Eski MASAK Başkan Yardımcısı Ramazan Başak da DW Türkçe'ye yaptığı değerlendirmede Zeybekci örneğine dikkat çekti. Ekonomiden sorumlu eski bir bakanın dahi bu fonlardan birine yatırım yapmış olmasının, sorunun yalnız yatırımcıların finansal okuryazarlığıyla açıklanamayacağını gösterdiğini savunan Başak, düzenlenen ve denetlenen bir piyasada yatırım yapan küçük yatırımcının bütün sorumluluğu üstlenemeyeceğini belirtiyor. Başak'a göre devlet, denetim görevini yerine getirmediyse çözümün de bir parçası olmak zorunda.

Öte yandan 30 Eylül'de soruşturmada yeni bir gelişme yaşandı. Eski Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı İbrahim Ömer Gönül'ün, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturma kapsamında şüpheli sıfatıyla savcılığa ifade vereceği öğrenildi. Gönül, 18 Nisan 2022 ile 18 Nisan 2026 arasında SPK Başkanlığı yapmıştı. SPK'nın riskleri tespit ettiğini açıkladığı 2025'in son çeyreği ve konunun Finansal İstikrar Komitesi'ne taşındığı Aralık 2025, Gönül'ün başkanlığı dönemine denk geliyor.

Başak ise incelemenin yalnız Gönül dönemiyle sınırlı kalmaması gerektiğini, olağandışı fiyat hareketlerinin geliştiği önceki SPK döneminin de mercek altına alınması gerektiğini savunuyor.

Kriz sonrasında denetimin kendisi de inceleme konusu oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla Devlet Denetleme Kurulu (DDK), fon işlemlerinin yanı sıra bu işlemlere ilişkin denetim faaliyetlerinin mevzuata uygun yürütülüp yürütülmediğini incelemeye başladı.

Böylece fon krizindeki temel sorulardan biri denetim zincirine çevrildi: Hangi kurum hangi bilgiyi ne zaman gördü ve hangi aşamada hangi tedbiri aldı?

Fon piyasasının temel düzenleyici ve denetleyici kurumu SPK.

Kurul, sermaye piyasası kurumlarının mevzuata uygunluğunu denetlemek ve piyasaları gözetmekle görevli. Yatırım Fonları Dairesi fonlar, portföy yönetim şirketleri ve portföy saklama kuruluşlarını denetlerken Piyasa Gözetim ve Denetim Dairesi hisselerdeki olağandışı fiyat ve işlem hareketleri ile piyasa dolandırıcılığını inceliyor. SPK ayrıca fon portföylerinin mevzuattaki sınırlara uyup uymadığını elektronik ortamda günlük olarak takip edebiliyor.

Başak, denetim zincirindeki temel sorumluluğun SPK'da bulunduğunu belirtiyor. Krizin nasıl geliştiğine ilişkin değerlendirmesinde bazı sığ hisselerin olağandışı işlemlerle yükseltilmesi, ardından bu hisselerin fonlara alınması ve yüksek fon getirilerinin yeni yatırımcıları çekmesi şeklinde bir mekanizma tarif ediyor. Başak'a göre bu nedenle yalnız fonların değil, hisselerdeki olağandışı hareketlerin de piyasa dolandırıcılığı şüphesi açısından incelenmesi gerekiyordu.

Sermaye Piyasası Kanunu'nun 115'inci maddesine göre Kanun kapsamındaki suçlarda soruşturma SPK'nın Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı başvurusuna bağlı. Başak da suç şüphesine ilişkin bulgulara ulaşılması halinde sürecin savcılığa taşınması gerektiğini belirtiyor.

SPK, fonların tasfiye edilmesinden bir gün sonra, 18 Eylül'de yaptığı açıklamada riskleri 2025'in son çeyreğinde tespit ettiğini duyurdu.

Kurula göre o dönemde bazı portföy yönetim şirketlerine ait fonların, fiili dolaşımı düşük hisselerde şirketlerin ekonomik gerçekliği ve temel finansal verileriyle açıklanamayan fiyat hareketlerine yol açtığı gözlemlendi. SPK, bu hususların 2 Aralık 2025'te Finansal İstikrar Komitesi'nin gündemine taşındığını ve Komitenin alınabilecek makroihtiyati tedbirler konusunda tavsiye kararı verdiğini açıkladı. SPK, 3 Aralık'ta çalışma grubu oluşturdu. İzleyen yaklaşık dokuz ayda nitelikli yatırımcı kriteri, TEFAS'ın takas yapısı ve bazı fonların değerleme yöntemi değiştirildi. Borsa İstanbul, Takasbank ve MKK'nın görüşleriyle hazırlanan Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber de 28 Ağustos 2026'da yayımlandı. SPK, düzenlemelerin sistemik riski sınırlamayı amaçladığını açıkladı.

Bu genel risk tespitinin yapıldığı dönemde Tera Portföy bağlantılı işlemler de Vişne Madencilik hisseleri üzerinden SPK'nın gündemine geldi. Kurul, 23 Ekim 2025'te Vişne Madencilik hisselerindeki işlemler nedeniyle dönemin iki yöneticisine idari para cezası verdi. Gerekçe, payların arz ve talebi ile fiyatı hakkında yanıltıcı izlenim uyandırılmasıydı. Ancak aynı kararda Vişne işlemleri nedeniyle suç duyurusu, işlem yasağı veya Tera Portföy ve fon hakkında bir tedbir açıklanmadı.

Başak, Vişne Madencilik işlemlerinde SPK'nın idari para cezasıyla yetinmesini eleştiriyor. Hissedeki olağandışı yükseliş ve ardından yaşanan kayıpların piyasa dolandırıcılığı yönünden de incelenmesi gerektiğini savunan Başak, Vişne Madencilik ve benzer fiyat hareketlerinin görüldüğü diğer hisselerin geriye dönük olarak incelenmesini beklediğini belirtiyor.

SPK'nın yetkisi yalnızca işlemleri izlemekle sınırlı değil.

Sermaye Piyasası Kanunu, Kurula mevzuata aykırı işlemlerin düzeltilmesini isteme, faaliyetleri geçici durdurma ve yetkileri sınırlandırma dahil çeşitli tedbirler alma imkanı veriyor. Koşullar oluştuğunda işlem yasağı da uygulanabiliyor.

Başak, SPK'nın olağandışı fiyat hareketleri ortaya çıktığında inceleme başlatması ve suç şüphesi tespit edildiğinde savcılığa başvurması gerektiğini savunuyor. "Bu olsaydı bugünler yaşanmazdı" diyen Başak, asıl sorunun risklerin görülmesinden sonra hangi denetim ve tedbirlerin uygulandığı olduğunu belirtiyor.

SPK'nın riskleri tespit ettiği dönem ile Eylül 2026'daki tasfiye kararları arasında fon ve portföy yönetim şirketleri bazında hangi denetimlerin yapıldığı ve hangi tedbirlerin alındığı ayrıntılı olarak açıklanmış değil.

Borsa İstanbul kendi piyasalarındaki işlemleri ve olağandışı fiyat ve miktar hareketlerini elektronik sistemlerle izliyor. Bu hareketler raporlanıyor ve gerekli görüldüğünde önleyici tedbirler alınabiliyor.

Başak, Borsa İstanbul'un da olağandışı hisse hareketlerinin gözetiminde sorumluluğu bulunduğunu ve bu hareketler karşısında harekete geçerek inceleme başlatması gerektiğini söylüyor. Ancak piyasa dolandırıcılığı şüphesinin ceza soruşturmasına taşınmasındaki kritik kurumun SPK olduğuna işaret ediyor.

DDK, fon krizi sonrasında oluşturulmuş yeni bir denetim kurumu değil. Cumhurbaşkanlığına bağlı Kurulun kamu kurumlarının faaliyetlerini inceleme, araştırma ve denetleme yetkisi bulunuyor. DDK Başkanı Salih Tanrıkulu da 2015'ten bu yana Kurulda görev yapıyor. Tanrıkulu, fon krizinin ardından başlatılan incelemenin "yatırım fonlarının işlemleri ile denetim faaliyetlerinin mevzuata uygun yürütülmesi" amacıyla başlatıldığını açıkladı.

Aynı süreçte 131 fonun tasfiyesinde genel koordinasyonu sağlamak üzere Cumhurbaşkanı Yardımcısı'nın başkanlığında Fon Koordinasyon Kurulu oluşturuldu. Böylece DDK denetim faaliyetlerini incelerken Fon Koordinasyon Kurulu tasfiye sürecinin koordinasyonunu üstlendi.

DDK Başkanı Salih Tanrıkulu, 2 Kasım 2023'te Borsa İstanbul Yönetim Kurulu üyeliğine seçilmişti. Borsa İstanbul'un söz konusu dönemde olağandışı fiyat ve işlem hareketlerinin gözetiminde rol alması, DDK'nın şimdi Borsa'nın bu süreçteki faaliyetlerini de inceleyip incelemeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

DDK'nın sürece dahil edilmesini olumlu ve önemli bir adım olarak değerlendiren Başak, DDK Başkanı'nın aynı dönemde Borsa İstanbul yönetiminde bulunmasının ilk bakışta çelişkili göründüğünü belirtiyor. Ancak Kurul'da incelemelerin ayrı ekipler tarafından yürütülebileceğine dikkat çeken Başak, Tanrıkulu'nun Borsa İstanbul'daki geçmiş görevinin incelemenin sağlıklı yürütülmesine mutlaka engel oluşturacağı görüşünde değil.

DDK incelemesinin başlamasının ardından Tanrıkulu'nun Borsa İstanbul'daki görevlerinden ayrıldığı duyuruldu.

Başak'ın dikkat çektiği bir başka nokta ise Adalet Bakanı Akın Gürlek'in eşi Elif Gülşah Gürlek'in SPK Kurul Üyesi olması. SPK'yı yaşananların denetimi açısından en fazla sorumluluk taşıyan kurum olarak gören Başak, bu nedenle SPK'ya ilişkin incelemelerin nasıl yürütüleceği sorusunun önem kazandığını belirtiyor.

Hem Tanrıkulu'nun hem Gürlek'in "liyakatli" olduğunu belirten Başak, eleştirisinin kişisel yeterlilikten ziyade görevlerin kesişmesine ilişkin olduğunu ifade ediyor.

Başak, denetimin neden zamanında sonuç vermediğine ilişkin kişisel değerlendirmesinde ise bürokratların riskleri görmemiş olmasından çok, harekete geçmelerinin engellenmiş olabileceğini düşünüyor. Ancak bunun kesin bir bilgiye değil, kendi değerlendirmesine dayandığını özellikle belirtiyor.

Başak ayrıca denetim döneminde görev yapan SPK kadrolarının halen kurumda bulunmasının, geçmişte alınmayan tedbirlerin aynı kadrolar tarafından ne ölçüde araştırılabileceği konusunda kamuoyunda güven sorunu yaratabileceğini savunuyor. Kendisinin aynı durumda olması halinde istifa edeceğini söyleyen Başak, bunun daha sağlıklı bir denetimin önünü açacağı görüşünde. Başak, geçmiş dönemlerdeki SPK uygulamalarının da inceleme kapsamına alınması gerektiğini savunuyor.

Başak, krizin etkisinin tasfiye kapsamındaki 131 fon ve 455 bin 758 yatırımcıyla sınırlı olmadığını vurguluyor. Olağandışı değer kazanan hisselere doğrudan yatırım yapanların yanı sıra bu hisseleri portföyünde bulunduran yatırım ve bireysel emeklilik fonlarının da kayıp yaşadığını belirtiyor. Başak'a göre piyasa genelindeki düşüş, bu hisselerle doğrudan ilgisi olmayan yatırımcıları da etkilerken sonuçları harcama ve borç ödeme gibi ekonomik faaliyetlere de yayılabilir.

Başak, bundan sonraki süreçte sorumluların ve denetimdeki aksaklıkların ortaya çıkarılmasının yanı sıra yatırımcı zararlarının da azaltılması gerektiğini belirtiyor. Başak, kamu kaynaklarının doğrudan kullanılmasına karşı çıkıyor ve bunun yerine bir "mağdur fonu" öneriyor.

Önerdiği kaynaklar arasında sorumluluğu belirlenen kişi ve ilişkili şirketlerin yurt içi ve yurt dışındaki mal varlıkları, piyasa dolandırıcılığında etkin pişmanlık kapsamında Hazine'ye yapılan ödemeler, kamu görevi veya makamını kullanarak ya da organize biçimde hareket ederek haksız kazanç sağladığı tespit edilenlerden tahsil edilecek tutarlar ve tasfiye edilen fonların varlıklarının nakde çevrilmesinden elde edilecek kaynaklar bulunuyor. Başak, yurt dışındaki mal varlıklarının MASAK'ın mali istihbarat çalışmalarıyla araştırılabileceğini belirtiyor. Başak, Fon Koordinasyon Kurulu'ndan ayrı olarak önerdiği mağdur fonuyla Hazine'ye ek yük getirmeden yatırımcıların anaparalarının mümkün olan bölümünün karşılanabileceğini savunuyor.

Fon krizinde 131 fonun tasfiyesi sürerken DDK da denetim faaliyetlerini inceliyor. SPK'nın riskleri 2025'in son çeyreğinde tespit ettiğini açıkladığı dikkate alındığında temel soru değişmiyor:

Bu tarihten Eylül 2026'daki tasfiye kararlarına kadar hangi kurum neyi gördü ve hangi tedbiri ne zaman aldı?

Kaynak: DW TürkçeOrijinal Habere Git →
İlgili Haberler