Gökyüzünü kurtarırken yeryüzünü zehirledik
Başak Nur GÖKÇAMbasaknur.gokcam@dunya.comSürdürülebilir bir gelecek inşa etme çabası, insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük sınavların başında geliyor. Sanayi Devrimi’nden bu yana attığımız her kontrolsüz adım, küresel ekosistem üzerinde onarılması güç yaralar açtı. 1980’li yıllarda keşfedilen ozon deliği, insanlığın ortak bir iradeyle hareket ettiğinde neler başarabileceğini kanıtlayan bir dönüm noktası olmuştu. Kloroflorokarbon (CFC) gazlarının yasaklanmasıyla gökyüzündeki kalkanımız yeniden kalınlaşmaya başladı. Ancak yeşil ekonomi ve çevre politikaları, her çözümün kendi içinde yeni riskler barındırabileceğini sıklıkla unutturuyor. Bugün gelinen noktada, ozon tabakasını kurtarmak için endüstriyel soğutma sistemlerinde, klimalarda ve hatta tıbbi anesteziklerde kullanmaya başladığımız alternatif kimyasalların, gezegenin su kaynaklarını ve toprak yapısını sinsice zehirlediği gerçeğiyle yüzleşmek zorundayız.Lancaster Üniversitesi liderliğinde yürütülen ve saygın bilimsel yayın organı Gephophysical Research Letters dergisinde yayımlanan yeni bir küresel araştırma, çevre diplomasisinin bilinmeyen yüzünü gözler önüne serdi. Gelişmiş ‘kimyasal taşıma’ modellemeleri kullanan bilim insanları, kloroflorokarbon yerine ikame edilen hidrokloroflorokarbonlar (HCFC’ler) ve hidroflorokarbonların (HFC’ler) atmosferde parçalandığında yüksek miktarda Trifloroasetik asit (TFA) ürettiğini hesapladı. Çalışmadan elde edilen veriler ise ürkütücü. Buna göre 2000 ile 2022 yılları arasında atmosferden Dünya yüzeyine 335 bin 500 ton TFA çökelmesi gerçekleşti. Yağmurlarla toprağa ve tatlı su kaynaklarına karışan bu madde, çevre literatüründe parçalanmaya karşı gösterdiği aşırı direnç nedeniyle ‘sonsuz kimyasal’ (PFAS) olarak adlandırılan geniş bir sentetik aileye mensup.Sürdürülebilir kalkınmanın en temel kuralı, üretilen bir hammaddenin veya atığın doğa tarafından geri dönüştürülebilmesidir. Oysa F-gazları olarak bilinen bu bileşikler, Montreal Protokolü ve ardından gelen Kigali Değişikliği ile kademeli olarak piyasadan kaldırılmaya çalışılsa da, atmosferdeki birikimleri ve yarattıkları kirlilik katlanarak artıyor. Avrupa Kimyasallar Ajansı (ECHA), su yaşamı için kalıcı zararları tescillenen TFA’nın çevreye girdikten sonra temizlenmesinin neredeyse imkansız olduğunu vurguluyor. Daha da çarpıcı olanı, insan kanı ve idrarında yapılan analizlerde bu kimyasalın izlerine rastlanmış olması. Alman Federal Kimyasallar Dairesi’nin, TFA’yı insan üreme sistemi için ‘potansiyel toksik’ olarak sınıflandırmayı önermesi, krizin sadece ekolojik değil, doğrudan sosyo-ekonomik ve insani bir halk sağlığı krizi olduğunu ortaya koydu.Ekonomi dünyası uzun süredir karbon emisyonlarına odaklanmışken, kimyasal kirlilik ‘gezegensel sınırlar’ teorisinde kritik eşiği çoktan aşmış durumda. Sektörel bazda soğutma ve iklimlendirme endüstrisinin acilen karbondioksit, amonyak veya propan gibi doğal soğutuculara geçiş yapması gerekiyor. Aksi takdirde, mevcut çevresel seviyelerin insan sağlığı için belirlenen teorik eşiklerin altında olduğunu savunan endüstri lobilerine rağmen, doğada biriken bu asit yükü gelecekte tarımsal verimliliği yok edebilir ve temiz suya erişimi imkansız kılabilir. Bilim dünyasının bu artan birikimi resmi bir ‘gezegensel sınır tehdidi’ olarak ilan etme çağrısı, küresel yeşil finansmanın ve yatırımların yönünü de değiştirecek güçte.Çalışmaya ilişkin konuşan Lancaster Üniversitesi’nde doktora araştırmacısı ve çalışmanın baş yazarı Lucy Hart, “Çalışmamız, CFC yerine kullanılan maddelerin TFA’nın atmosferdeki baskın kaynağı olma olasılığının yüksek olduğunu gösteriyor” dedi. “Bu durum, ozon tabakasını incelten CFC’ler gibi zararlı kimyasalların yerine başka maddeler kullanılırken düzenlemelerle dikkate alınması gereken daha geniş riskleri gerçekten vurguluyor” dedi.Ozon tabakasını korumak adına 1987’de imzalanan Montreal Protokolü, CFC gazlarını hayatımızdan çıkardı. Onların yerine gelen HFC (hidroflorokarbon) gazları ozon tabakasına zarar vermiyordu ancak bu kez de karbondioksitten binlerce kat daha güçlü sera etkisi yarattıkları keşfedildi. Bunun üzerine 2016 yılında kabul edilen Kigali Değişikliği ile HFC’lerin kullanımı da dünya genelinde kademeli olarak azaltılmaya başlandı. Ne var ki, bu gazların atmosferdeki on yıllar süren çözünme süreci, yeşil dönüşüm politikasının hızından daha yavaş ilerliyor ve kalıcı TFA kirliliğini beslemeye devam ediyor.Per- ve poliflorolu alkil maddeler (PFAS), karbon ve flor atomları arasındaki kimyasal bağların doğadaki en güçlü bağlardan biri olması nedeniyle neredeyse hiçbir zaman kendiliğinden yok olmayan yapay bileşiklerdir. Yapışmaz tavalardan su geçirmez kıyafetlere, yangın söndürme köpüklerinden endüstriyel soğutuculara kadar binlerce üründe kullanılırlar. TFA da bu ailenin en hareketli ve sucul ekosistemlere en kolay sızan üyesidir. Endüstride bu maddelerin döngüsel ekonomiye kazandırılması imkansız kabul edildiğinden, tek sürdürülebilir çözüm ‘üretim aşamasında ikame’ olarak görülmektedir.
