CANLI
Ana Sayfa🇹🇷 Türkiye🌍 Dünya📈 Ekonomi⚽ Spor💻 Teknoloji🎭 Magazin
Ana SayfaTürkiyeHürmüz’ü aşmak savaşı bitirmeye yetmiyor
🇹🇷 Türkiye

Hürmüz’ü aşmak savaşı bitirmeye yetmiyor

Yeni Şafak·🕐 19 sa önce·👁 0 görüntülenme
Hürmüz’ü aşmak savaşı bitirmeye yetmiyor
Trump yönetimi Kasım seçimleri öncesinde İran savaşının biteceğine yönelik umut dağıtırken, çatışmanın bölge ekonomileri ve küresel finansal sistem üzerindeki baskısı yeni boyutlar kazanıyor. Husilerin Yemen kıyılarındaki ilerleyişi ve Suudi petrol altyapısına yönelik saldırılar, Washington’ın savaşın etkisini azaltma hesabıyla bölgedeki müttefiklerinin güvenlik kaygıları arasındaki uçurumu derinleştiriyor. Pentagon’un Hürmüz Boğazı’nın açık olduğu ve Trump’ın barışın yakın olduğu yönündeki açıklamalarına

Trump yönetimi Kasım seçimleri öncesinde İran savaşının biteceğine yönelik umut dağıtırken, çatışmanın bölge ekonomileri ve küresel finansal sistem üzerindeki baskısı yeni boyutlar kazanıyor.

Husilerin Yemen kıyılarındaki ilerleyişi ve Suudi petrol altyapısına yönelik saldırılar, Washington’ın savaşın etkisini azaltma hesabıyla bölgedeki müttefiklerinin güvenlik kaygıları arasındaki uçurumu derinleştiriyor. Pentagon’un Hürmüz Boğazı’nın açık olduğu ve Trump’ın barışın yakın olduğu yönündeki açıklamalarına rağmen, İran baskıyı artırmaya çalışıyor. Herhangi bir anlaşma sağlansa bile petrolün güvenli biçimde ihraç edilip edilemeyeceği bilinmiyor.

Savaşın geldiği aşamada mücadelenin Hürmüz’ün sınırlarını aşarak İran’ın ve müttefiklerinin bölgesel ve küresel enerji akışını akamete uğratma kapasitesini azaltmak isteyen ülkeler alternatif güzergahlara yöne-liyor. Husilerin Babülmendep’i ele geçirmesinde görüldüğü üzere, enerji yollarının tehdit altına girmesi, savaşın ekonomik maliyetini yönetilebilir kılmayı zorlaştırıyor. Trump’ın faizleri düşürme baskısı yaptığı Fed’in açıkladığı faiz artırımı da savaşın finansal maliyetleri bağlamında okunabilir. Hız kesmeyen enflasyon rakamlarının ve petrol fiyatlarının yüksekliğinin Kasım ara seçimlerinde siyasi maliyetinin yüksek olabileceğini gören siyasetçilerin Temsilciler Meclisi’nden İran’la savaşı bitirme kararı çıkarması Trump üzerinde artan baskıya işaret ediyor.

Amerikan ordusunun Hürmüz’de ticari geçişlerin sürdüğünü ve İran’a yönelik ablukanın uygulandığını belirten açıklaması, Washington’ın kontrolü elinde tuttuğu mesajı vermeye çalıştığını gösteriyor. Ancak petrol tankerlerinin geçebiliyor olması, ticaretin normalleştiğini göstermeye yetmiyor zira askeri koruma mecburiyeti, yüksek sigorta maliyetleri ve sevkiyat gecikmeleri boğaz tamamen kapanmadığı durumda da ekonomik baskı yaratıyor. İran açısından bütün akışı durdurmayı başarmak yerine geçişlerin güvenilirliğini tartışmalı hale getirmek dahi pazarlık gücünü artıran bir başarı olarak öne çıkıyor.

Hürmüz’e alternatif geliştirmeye çalışan Suudi Arabistan’ın doğu-batı boru hattı bu açıdan stratejik öneme sahip. Ülkenin doğusundaki petrol sahalarını Kızıldeniz’deki Yanbu Limanı’na bağlayan hat, Suudilerin Hürmüz’e bağımlılığını azaltma potansiyeline sahip ancak bu hattın azami kapasitesi günlük yedi milyon varil gibi oldukça sınırlı sayılabilecek bir seviyede. Böyle bir altyapıya sahip olmak da başlı başına ihracat güvencesi anlamına gelmiyor zira bu boru hattı daha geniş bir güvenlik zincirinin parçası. Petrolün taşınması, depolanması, limanda yüklenmesi ve alıcıya ulaştırılması zincirinin herhangi bir halkasının tehdit edilmesi ayrıca bir güvenlik sorununa dönüşüyor.

İran’ın Husiler gibi müttefikleri aracılığıyla alternatif coğrafi rotaların farklı noktalarında yarattığı tehditler ihracatçıların güvenli ve ekonomik seçeneklerini daraltıyor. Farklı sevkiyat rotalarının farklı riskle taşıdığını, örneğin Yanbu’dan kuzeye Mısır üzerinden giden sevkiyatla güne-ye Babülmendep üzerinden ilerleyen sevkiyatın aynı riskleri taşımadığını belirtmek gerekiyor. BAE’nin Füceyre’ye uzanan hattı da Hürmüz’ü aşarken Kızıldeniz’i kullanmıyor. Risk profilleri farklı noktaların farklı güvenlik gereklilikleri oluyor ama zaten İran’ın bütün yolları tek hamleyle kapatmasına gerek yok.

İran açısından Irak ve Yemen’deki müttefikleri sayesinde oluştur-duğu güvenlik ve ekonomik baskısının stratejik getirisi açık. Bu aktörlerin saldırılarının Washington’a verdiği mesaj, İran üzerindeki askeri baskının maliyetinin Amerikan müttefiki bölge ülkelerine ve dünya ekonomisine de yansıyacağı yönünde. Husiler İran’a destek vermenin ötesinde bölgedeki kıyılar ve stratejik adalarda kazanımlar elde ederek Yemen içindeki mücadelelerinde ellerini güçlendiriyor ve bölgesel pazarlıklarda ağırlıklarını artırıyor.

Fransa Cumhur-başkanı Macron’un alternatif petrol yollarına ihtiyaç olduğunu vurgulaması, bölgedeki mücadelenin Avrupa’yı da doğrudan etkilediğini gösteriyor. Körfez’deki çatışma ve istikrarsızlık ortamı, Batı başkentlerinde ekonomik baskı ve seçmen memnuniyetsizliği olarak karşılık bulurken yeni güzergahlar oluşturmak için de zamana ihtiyaç olduğu açık. Washington’ın önündeki sorun, kendi üzerindeki riskleri azaltırken müttefikleri üzerindeki baskıyı nasıl azaltabileceği. Husilere karşı Kızıldeniz’de yeni bir cephe açmak da kaynak ve mühimmat maliyetini artıracak yeni bir dinamik getirebilir. Amerika’nın savaşı bitirme hesabıyla Suudi Arabistan gibi müttefiklerinin güvenlik beklentileri de ayrışabilir.

Wall Street Journal başyazısının Suudi Arabistan, İsrail ve Mısır arasında askeri iş birliği önerisi, bölgesel açmaza askeri müdahaleyle cevap verme arayışıyla birlikte İbra-him Mutaba-katları’nadönüşten umut kesilmediğini de gösteriyor. Ancak İran ve müttefiklerine karşı ortak tehdit algısının ortak bir savaş hedefi üretmeye yetmeyeceğini görmek gerekiyor. Petrol ihracatını korumak, Husilerin füze kapasitesini azaltmak ve Yemen’de geriletilmelerini sağlamak gibi farklı hedeflerin bu üç ülke tarafından farklı algılandığı da aşikâr. Hangi ülkenin ne kadar risk alacağı ve askeri başarı sonrası nasıl bir bölgesel düzen kurulması gerektiği konusunda anlaşmaları kolay değil.

Bu tür yazılarda Türkiye gibi bir aktörün bölgesel güvenlik ve istikrar sağlama tartışmalarının dışında tutulması, bölge dinamiklerinden ziyade İsrail’in kiminle nasıl çalışabileceği perspektifinin öncelendiğini gösteriyor. Gerilimin düşürülmesi, ekonomik istikrar arayışı, enerji maliyetlerinin sınırlanması ve ticaretin önünün açılması gibi hedefler Türkiye’nin ekonomik öncelikleri arasında. Bunların yanı sıra Mekke Anlaşması’nda görüldüğü üzere Suudilerin güvenliğine destek vermeye hazır bir Türkiye var. Bölgede kalıcı bir normalleşme olacaksa, bu İran ve müttefiklerinin yarattığı güvensizlik ortamının ortadan kaldırılması ve kalıcı normalleşmenin sağlanmasından geçiyor. Bu denklem ancak bölgesel güvenliğin tesisini sağlayacak ve ticaret üzerindeki baskıların kaldırılması için çalışan güçlerin bir araya gelmesiyle mümkün.

Kaynak: Yeni ŞafakOrijinal Habere Git →
İlgili Haberler