CANLI
Ana Sayfa🇹🇷 Türkiye🌍 Dünya📈 Ekonomi⚽ Spor💻 Teknoloji🎭 Magazin
Ana Sayfa›Dünya›İleri yaşlarda nasıl yeni alerji gelişiy…
🌍 Dünya

İleri yaşlarda nasıl yeni alerji gelişiyor?

BBC Türkçe·🕐 53 dk önce·👁 2 görüntülenme
İleri yaşlarda nasıl yeni alerji gelişiyor?
Alerjileri genellikle çocuklukt, hatta daha doğumdan önce dağıtılan talihsiz bir el olarak düşünüyoruz. Ancak alerji uzmanı Kelly Colas, "Herhangi bir kişi, hayatının herhangi bir döneminde yeni bir alerji geliştirebilir" diyor.

Kaynak, BBC/ Serenity Strull/ Getty Images

Alerjiler hayatın herhangi bir döneminde, bazen yetişkinlikte bile aniden ortaya çıkabiliyor.

Fakat araştırmalar, yeni alerjilerin kene ısırıklarından hormonal değişimlere kadar pek çok tuhaf ve şaşırtıcı sebepten ortaya çıkabildiğini gösteriyor.

Bazı insanlar alerjiye karşı genetik bir yatkınlıkla doğuyor.

Ancak Illinois'deki Northwestern Üniversitesi Gıda Alerjisi ve Astım Araştırma Merkezi Direktörü Ruchi Gupta, "Her şey genetik değil" diyor.

"Çoğu zaman bir şey bunu tetikliyor".

Bu tür "tetikleyicilerden" biri de, bağışıklık sistemi üzerinde yeni alerjiler şeklinde iz bırakabilen Covid-19.

2026 tarihli bir çalışma, Covid-19'a yakalanmanın, alerjik rinit (daha yaygın adıyla saman nezlesi) ve astım geliştirme riskinde önemli bir artışla ilişkili olduğunu ortaya koydu.

Covid-19 sırasında bağışıklık sistemi kontrolden çıkabiliyor

Çalışmanın ortak yazarlarından ve İsveç'teki Karolinska Enstitüsü'nden dermatolog Philip Curman, "Enfeksiyon riski artırırken aşılama riski azalttı" diye açıklıyor.

Curman'ın belirttiğine göre, Covid-19 sırasında bağışıklık sistemi kontrolden çıkıp enflamasyonu aşırı seviyelere taşıyabiliyor.

Önceki çalışmalar, yaygın bir çocukluk çağı hastalığı olan respiratuar sinsityal virüsün (RSV) ve soğuk algınlığına neden olan rinovirüsün de en azından çocuklarda benzer etkilere yol açabildiğini gösteriyor.

Gupta, bu hastalıkların ardından alerji gelişmesinin bazen bir tür "ikincil hasar" olduğunu belirtiyor.

"Bağışıklık sisteminiz bir virüsle savaşırken zaten aşırı yük altındayken vücudunuz içeri giren bir gıda maddesi veya çevresel alerjenle karşılaştığında 'Peki, bu da neyin nesi? En iyisi hepsinden kurtulalım' der."

İşin ilginç yanı, bazı yaygın hastalıkların tedavisinde kullanılan yöntemler de benzer şekilde istenmeyen etkilere yol açabiliyor.

Örneğin antibiyotik kullanımı, sonradan ortaya çıkan alerji riskiyle ilişkilendirildi.

Alerjileri tetikleyebilecek faktörler üzerine araştırmalar yapan Gupta, bunun nedeninin antibiyotiklerin, sindirim sisteminde yaşayan devasa bakteri kolonisi olan bağırsak mikrobiyomunun hassas dengesini bozması olabileceğini belirtiyor.

Gupta'ya göre mikrobiyomun dengesinin bozulması, "bağışıklık sisteminde kafa karışıklığına" yol açıyor.

Aslında zararsız olan maddeleri, "etkisiz hale getirilmesi gereken tehditler" olarak algılayabiliyor.

Washington Üniversitesi'nde hamilelik döneminde alerji yönetimi üzerine uzmanlaşmış Colas, hamileliğin bağışıklık sistemi üzerinde köklü değişikliklere yol açabildiğini ifade ediyor.

Colas, halihazırda çevresel alerjileri olan kadınların yaklaşık üçte birinin, hamile kaldıktan sonra şikayetlerinin arttığını gözlemledi.

Hiç alerjisi olmayan hamile birinde hapşırma, burun tıkanıklığı ve burun akıntısı gibi tipik belirtilerin ortaya çıkmasıyla da kendini gösterebiliyor.

Colas, "hamilelik riniti" denilen bu tepkinin muhtemelen gerçek bir alerji değil, daha ziyade alerji benzeri belirtilere yol açan geçici bir durum olduğunu söylüyor.

Bunun nedeninin "henüz tam olarak anlaşılamadığını" ama hormonal dalgalanmalarla ilişkili göründüğünü belirtiyor.

Kadın üreme hormonları östrojen ve progesteronun bağışıklık sistemiyle etkileşime girdiği biliniyor.

Araştırmalar ayrıca kadınların büyük hormonal değişimlerin yaşandığı menopoza girdikten sonra yeni alerjiler geliştirebileceğini de gösteriyor.

Kuzey Amerika'ya özgü bir eklem bacaklı olan ancak iklim ısındıkça dünyanın yeni bölgelerine yayılan yıldız desenli kene ısırığı da başka alerji tetikleyici.

Kırmızı ete karşı reaksiyonlara yol açıyor.

ABD'deki Virginia Üniversitesi'nden tıp ve mikrobiyoloji profesörü olan Thomas Platts-Mills, 2007'deki Londra seyahati sırasında kuzu pirzola ve Fransız şarabından oluşan akşam yemeğinin ardından oteline döndü.

"Sabah saat 02. 30'da uyandım. Saat 03. 00'e geldiğinde ise vücudumu kurdeşen kaplamıştı" diyor.

Seyahati sırasında Platts-Mills'in laboratuvarı tıbbi bir gizemin derinliklerini araştırıyordu.

Ekibi, ABD'deki bir grup hastanın neden yıllarca her türlü gıdayı (hem bitkisel hem hayvansal) tükettikten sonra kırmızı ete karşı alerji geliştirdiğini anlamaya çalışıyordu.

Platts-Mills'in bir hipotezi vardı.

Bu tuhaf alerjiler kene ısırıklarını takip ediyor gibi görünüyordu.

Kendi yaşadığı vaka da bu durumu doğrulamaya yardımcı oldu.

Platts-Mills, aylar önce çıktığı bir doğa yürüyüşünün ardından kene larvalarının saldırısına uğramış ve ısırılmıştı.

Daha sonra yapılan kan testleri, alerjiyle ilişkili antikorların yüksek seviyede olduğunu gösterdi.

Ve şimdi de yediği kuzu eti kurdeşene yol açmıştı.

Platts-Mills'in yaşadığı bu talihsiz reaksiyon, ekibinin bugün "alfa-gal sendromu" olarak bilinen rahatsızlığı tanımlamasına yardımcı oldu.

Keneler, tükürüklerinde, tükettiğimiz hayvanlar da dahil çoğu memeli tarafından doğal olarak üretilen "alfa-gal" adlı bir şeker molekülü taşıyabiliyor.

Bir kişi kene ısırığı yoluyla alfa-gale maruz kaldığında, bağışıklık sistemi bunu bir tehdit olarak algılayıp tepki verebilir.

Kişi alfa-galle tekrar karşılaştığında kurdeşen, şişme ve mide-bağırsak rahatsızlığı gibi alerjik belirtiler görülebiliyor.

Bu keneler, ülkenin güneydoğusundaki asıl yaşam alanlarının çok ötesinde ülkenin yeni bölgelerine yayıldıkça, ABD'de alfa-gal sendromu teşhisleri hızla yaygınlaşıyor.

Resmi verilere göre, yalnızca 2017 ile 2022 arasında 90 binden fazla kişiye teşhis konuldu.

Hamilelik riniti genellikle bebek doğduktan sonra kendiliğinden geçse de ani başlayan alerjiler geliştiren pek çok kişi o kadar şanslı değil.

İster bir hastalık veya kene ısırığı sonrasında, isterse de görünürde hiçbir neden yokken ortaya çıksın, yeni gelişen bir alerji kalıcı olabilir.

Kaynak, Finn Gomez/The Boston Globe via Getty Images

İster polen veya yer fıstığına, ister toza veya köpeklere alerjiniz olsun, sorunun temelinde aynı genel süreç yatıyor.

Alerjiler, vücudun aslında zararsız olması gereken bir maddeye tehlikeli ve yabancı bir istilacıymış gibi tepki verip bir tür bağışıklık sistemi proteini olan antikorları salgılamasıyla ortaya çıkıyor.

Bağışıklık sistemi harekete geçtiğinde, burun akıntısı ve göz kaşıntısı gibi belirtilerle ya da ciddi vakalarda hayati tehlike yaratan anafilaksi gibi durumlarla karşı karşıya kalınıyor.

"Bağışıklık sisteminiz bir maddeyi zararlı olarak algılar ve o maddeye karşı antikorlar üretir. Artık vücudunuz her o maddeyle temas ettiğinde, saldırıya geçer."

İleri yaşlarda ortaya çıkan alerjilerin, bir hastalığa bağlı enflamasyon veya antibiyotik kullanımı sonrası bağırsak mikrobiyomunda meydana gelen değişiklikler gibi muhtemel bir nedeni olduğu durumlarda, hasarı kısmen de olsa önlemenin veya tersine çevirmenin yollarına dair ipuçları mevcut.

Örneğin Gupta antibiyotik kullananların bağırsak mikrobiyomunun sağlığını ve çeşitliliğini desteklemeye yardımcı olabilecek probiyotikler, prebiyotikler, yoğurt ve fermente gıdalar da tüketmesini öneriyor.

Curman, viral bir hastalık sırasında enflamasyonun kontrolden çıkmasını önlemenin, alerji gibi sonraki aşamada ortaya çıkan sorunları da engelleyebileceğini belirtiyor.

"Erken tedaviyle astım gibi ikincil rahatsızlıkların gelişimini etkileyebilir miyiz?" diye soruyor.

Bunun henüz yanıtı tam olarak bilinmeyen ancak üzerinde daha fazla durulmaya değer bir konu olduğunu ifade ediyor.

Bağışıklık sistemini düzenleyen ilaçlar, genel olarak hem yeni hem de uzun süredir alerji sorunu yaşayanlar için umut vadediyor.

Onlarca yıldır astım tedavisinde kullanılan ve yakın zamanda gıda alerjisi reaksiyonlarını kontrol altına almada etkili olduğu kanıtlanan Xolair adlı ilaç, bağışıklık sistemini hedef alarak, tehlikeli veya ölümcül olabilecek aşırı agresif tepkiler vermesini engelleme yoluyla etki gösteriyor.

Araştırmacılar ayrıca, alerjilerin üstesinden gelmek amacıyla bağışıklık sistemini yeniden eğitmenin başka yollarını da inceliyor.

Bu deneysel yaklaşımlar arasında, sistemin alerjenlere daha kontrollü bir şekilde tepki vermesini öğretebilecek aşılar ve vücuda doğrudan alerjen engelleyici antikorlar sağlamayı amaçlayan tek dozluk bir tedavi yöntemi yer alıyor.

Gupta, şu an itibarıyla yeni gelişen bir alerjiyi geri döndürmenin kesin bir yolu olmadığını söylüyor.

Ancak gelecek umut verici görünüyor.

"20 yıldır gıda alerjileri üzerine çalışıyorum" diyor ve ekliyor: "Bu kadar çok ilerlemeye tanık olmak gerçekten heyecan verici."

Kaynak: BBC TürkçeOrijinal Habere Git →
İlgili Haberler