24 Nisan 2024 sabahı Hasan Ahmed'in ailesi, İsrail sınırında bulunan Cabata el-Haşab köyünde sıradan bir gün geçiriyordu.
Aile kahve içiyor, Hassan da işe gitmek için hazırlanıyordu ki bir telefon aldı: İsrail askerleri tarım arazisine girmiş ve 17 yaşındaki oğlu Saddam'ı gözaltına almıştı.
Hasan'ın anlattığına göre askerler oğlunun ellerini bağladı gözlerini bir sargıyla kapadı.
Ardından ona, bölgede bulunmasının İsrail topraklarını ihlal ettiği anlamına geldiğini söylediklerini anlatıyor.
Köy, Suriye ile İsrail arasındaki tampon bölgede bulunuyor. Bu alan Suriye toprağının bir parçası ve Suriye köylerini de kapsıyor.
1974 Kuvvetlerin Ayrıştıtılması Anlaşması, her iki tarafın da asker' güç bulundurmasını yasaklıyor.
Hasan daha sonra oğlunun Ofar Hapishanesi'ndeki çocuklara ayrılmış özel bölümde tutulduğunu ve reşit olduktan sonra erkekler bölümüne nakledildiğini öğrendi. Ardından oğlundan haber alamadı.
Babasına göre Saddam hakkında hiç dava açılmadı ve kendisine herhangi bir suçlama yöneltilmedi.
BBC'nin elde ettiği resmi verilere göre Saddam'ın durumu istisnai değil; çoğu Beşar Esad yönetiminin devrilmesinden bu yana olmak üzere 43 Suriye vatandaşı hâlâ İsrail'de tutuluyor.
Sınır bölgelerindeki sakinler, Esad yönetiminin düşmesinden bu yana, İsrail birliklerinin buraya geliş sıklığının ve gözaltı operasyonlarının arttığını, bunun da İsrail'in Suriye'nin güneyindeki askeri varlığını genişletmesiyle eşzamanlı gerçekleştiğini söylüyor.
Köylülerin anlattığına göre, Saddam'ın gözaltına alınmasından yaklaşık bir yıl sonra, İsrail güçleri ailesinin evine baskın düzenleyip kuzeni Hassan İbrahim Ahmed'i de gözaltına aldı.
İsrail ordusu, Saddam ve Hasan'ın durumlarını sorduğumuzda, Saddam hakkında mevcut bilgilerin kimliğinin tespit edilmesi ya da durumunun araştırılması için yeterli olmadığını söyledi.
Hasan'la ilgili olarak ise İsrail ordusunun "terörist" faaliyetler olarak tanımladığı eylemlere katıldığı ve "İslam Devleti" (IŞİD) olarak bilinen örgüte üye olduğu şüphesiyle gözaltına alındığını ve şu anda İsrail Hapishane İdaresi'nin gözetiminde bulunduğunu belirttiler.
Sınır köylerinde yaşayanlara göre İsrail güçlerinin bölgeye girişinin sonuçları yalnızca gözaltılarla sınırlı değil.
İsrail güçleri Dera ve Kuneytra'nın bazı bölgelerindeki varlığını genişletirken, bölge sakinleri hareket özgürlükleri ve tarım arazilerine erişim konusunda giderek artan kısıtlamalarla karşı karşıya kaldıklarını söylüyor.
Ev baskınları, aramalar ve kontrol noktaları günlük hayatın tekrar eden bir parçası haline gelmiş durumda.
İsrail güçlerinin son aylarda daha fazla girdiği Dera kırsalındaki Ma'ariyyah köyünde yaşayan Muhammed Damarah, günlük yaşamın nasıl değiştiğini BBC'ye anlattı.
Damarah, köylülerin İsrail güçlerinin yolunu taşlarla kesmeye çalıştığını ancak askerlerin buldozerler ve silahla yolu açtığını, ayrıca askerlerin hareketlerini engellemeleri halinde cezalandırılacakları yönünde tehditlerde bulunduğunu aktarıyor.
Damarah, bazı sakinlerin gözaltında aşağılandığını ve dövüldüğünü de söylüyor. İsrail güçlerinin insanların arazilerinin büyük bölümlerine erişimini engellediğini ve bazı kişilerin hayvanlarını kaybettiğini ifade ediyor.
İsrail güçlerinin yerleşim alanlarına girmesinin özellikle çocuklar arasında korku yarattığını da ekliyor: "Çocuklarımız uyandıklarında başlarına doğrultulmuş bir İsrail askerinin silahını görebilecekleri korkusuyla uyuyamıyor."
Damarah, insansız hava araçlarının ve bunların bıraktığı bombaların da insanların korkusunu artırdığını söylüyor.
Dera kırsalındaki Ma'ariyyah'da yaşayan Sahar Al-Ghaith de gündüz ve gece düzenlenen sık baskınların hayatı zorlaştırdığüını söylüyor. Hareket kısıtlamaları nedeniyle mahsullerini tarlada çürümeye bırakmak zorunda kaldığını ve elde etmeyi umduğu tüm geliri kaybettiğini belirtiyor.
Bazı insanların hayvanlarının bir kısmını kaybettikten sonra ellerinde kalan hayvanları satmak zorunda kaldığını da ekliyor.
Tarım ve hayvancılık üretimindeki düşüşün süt ve yoğurt gibi ürünlere erişimi de etkilediğini, bu ürünlerin temin edilmesinin artık zorlaştığını söylüyor.
Al-Ghaith, korkunun artık yalnızca askerler geldiğinde değil, evdeki yaşamın bir parçası haline geldiğini belirtiyor.
İddialara yanıt veren İsrail ordusu, BBC'ye güçlerinin Suriye'nin güneyindeki tampon bölgede İsrail vatandaşlarını korumak amacıyla faaliyet gösterdiğini söyledi.
Operasyonların uluslararası hukuka uygun şekilde yürütüldüğünü ve mümkün olduğunca tarım arazilerine ve özel mülklere zarar vermekten kaçınmaya çalıştıklarını da ekledi.
Sahadaki gelişmeler, İsrail'in güney Suriye'deki askeri varlığının niteliğinde açık bir değişime işaret ediyor.
İsrail, 8 Aralık 2024'te Esad yönetiminin düşmesinden bu yana bazı yerlerde, iki tarafı ayıran tampon bölgenin de ötesine geçerek Suriye topraklarındaki askeri konuşlanmasını genişletti.
Söz konusu anlaşma kapsamında, İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye toprakları arasında bir tampon bölge oluşturulmuştu. Bölgenin sivil idaresi Suriye'nin sorumluluğunda bulunuyor ancak Suriye ordusunun bölge sınırları dışında kalması gerekiyor.
Birleşmiş Milletler Ateşkesi Gözlem Gücü (UNDOF) bu bölgede konuşlu ve iki taraf arasındaki ateşkesi denetlemekle görevli.
Uluslararası Af Örgütü'ne göre İsrail, Esad yönetiminin düşmesinden bu yana Kuneytra ve Dera vilayetlerinde dokuz askeri üs kurdu.
BBC'nin elde ettiği bilgiler, bu üslerden dördünün tampon bölge dışında yer aldığını gösteriyor. Üslerin inşasına eşlik eden yapı faaliyetleri de İsrail askeri varlığının geçici bir saha konuşlanmasının ötesine geçtiğine işaret ediyor.
Uydu görüntüleri de bazı noktaların tampon bölge ve komşu Suriye topraklarında askeri mevzilere dönüştürüldüğünü ve bu alanlarda inşa ile geliştirme faaliyetleri yürütüldüğünü gösteriyor.
Sahadaki askeri varlık genişlerken, Suriyeli ve İsrailli yetkililer ABD'nin arabuluculuğuyla yeni bir güvenlik anlaşmasına varmaya çalışıyor.
Ancak müzakereler, güvenlik düzenlemeleri ve İsrail'in çekilmesinin kapsamı konularındaki anlaşmazlıklar nedeniyle durmuş halde.
Ağustos 2026'da iki taraf arasındaki doğrudan temas yeniden başladı. Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile İsrail'in dış istihbarat servisi Mossad Direktörü Roman Goffman, Ürdün'de bir araya gelerek gerilimin azaltılması ve müzakerelerin yeniden canlandırılmasını görüştü.
Şeybani, tarafların güvenlik düzenlemelerinin büyük bölümü üzerinde prensipte ve yazılı olarak anlaşmaya vardığını söylüyor.
Ancak Şam yönetimi, varılan anlaşmaların uygulanması konusunda İsrail'in istekli olduğundan şüphe duyduğunu ifade ediyor.
İsrail'in askeri operasyonları ülkenin güneyiyle sınırlı değil; Suriye içindeki diğer bölgelere de yayılmış durumda.
Kasım 2025'te İsrail güçleri Şam kırsalındaki Beyt Cin kasabasında bir operasyon düzenledi. Suriye geçiş hükümeti yetkililerine göre operasyonda en az 13 kişi öldü.
İsrail o dönemde operasyonun ülkeye saldırı planlayan İslamcı bir grubun üyelerini hedef aldığını söyledi. Suriyeli yetkililer ise bunu Esad'ın devrilmesinden bu yana İsrail'in gerçekleştirdiği en ölümcül operasyonlardan biri olarak nitelendirdi.
Ağustos 2026'da İsrail saldırılarının kapsamı kuzey Suriye'ye kadar ulaştı ve Türkiye'nin Suriye'deki varlığına ilişkin gerilimin arttığı bir dönemde İdlib yakınlarındaki Ebu Zuhur hava üssü hedef alındı.
İsrail Savunma Bakanı İsrael Katz, Ocak 2025'te Cebel Şeyh'e yaptığı ziyaret sırasında İsrail güçlerinin tampon bölgede "belirsiz bir süre" kalacağını söyledi.
Bu kararı sınırın yakınına düşman güçlerin yaklaşmasını önleme ihtiyacıyla gerekçelendirdi ve İsrail'in güney Suriye'nin silahsızlandırılmış olarak kalmasını istediğini vurguladı.
Suriye hükümeti, 9 Eylül'de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Suriye topraklarına girmesini ve Cebel Şeyh'teki mevzileri ziyaret etmesini kınadı.
Şam yönetimi bunu ülkenin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün ihlali olarak değerlendirdi.
Netanyahu ziyaretinde, İsrail'in Cebel Şeyh'ten Yermuk Nehri'ne kadar olan bölgenin tamamında kontrolü elinde tuttuğunu söyledi ve ülkesinin sınırlarında bir "terör ordusunun" varlık göstermesine izin vermeyeceğini vurguladı.
Suriye geçiş hükümeti, İsrail'in devam eden girişleri ve saldırılarının ülke üzerindeki egemenliğini zayıflattığını ve devlet kurumlarının yeniden inşasını engellediğini söylüyor.
İsrail'in 8 Aralık 2024 öncesindeki mevzilere çekilmesini ve ayrışma anlaşmasının tam olarak uygulanmasına dönülmesini talep ediyor.
Buna karşılık İsrail ordusu BBC'ye, tampon bölgedeki operasyonlarının İsrail vatandaşlarını korumayı amaçladığını ve güçlerinin İsraillilere veya İsrail güçlerine yönelik terör faaliyetlerine katıldığından şüphelenilen kişileri gözaltına aldığını söyledi.
Ordu, gözaltına alınanların sorgulama, inceleme ve tutukluluk işlemleri için İsrail içindeki merkezlere sevk edildiğini de ekliyor. Kuruma göre bu süreç İsrail hukuku, askeri düzenlemeler ve uluslararası hukuka uygun olarak yürütülüyor.
Ordu, terör faaliyetlerine karıştığı kanıtlanmayan kişilerin serbest bırakılarak Suriye'ye geri gönderildiğini söylüyor.
Gözaltında tutulanların ya ceza hukukuna tabi olduğunu ya da "Yasadışı Muharipler Yasası" olarak adlandırdığı düzenleme kapsamında önleyici gözaltında tutulduğunu belirtiyor.
Uluslararası insan hakları örgütleri İsrail'in askeri varlığının sonuçlarının yalnızca gözaltılar veya çatışma operasyonlarıyla sınırlı olmadığını; insanların mülklerini, hareket özgürlüklerini ve gelir kaynaklarını etkilediğini söylüyor.
Uluslararası Af Örgütü, İsrail ilerleyişinin başlamasından sonraki altı ay içinde Kuneytra'daki üç köyde en az 23 sivil binanın yıkıldığını veya zarar gördüğünü belgelediğini belirtiyor.
Sınırlar ve güvenlik düzenlemelerine ilişkin müzakereler sürerken, bu köylerin sakinleri genişleyen askeri varlık ile henüz sonuçlanmamış siyasi bir çözüm arasında sıkışmış durumda.
Bu belirsizliğin bedelini güvenlikleri, evleri ve geçim kaynaklarıyla ödüyorlar.
