CANLI
Ana Sayfa🇹🇷 Türkiye🌍 Dünya📈 Ekonomi⚽ Spor💻 Teknoloji🎭 Magazin
Ana SayfaEkonomiİstanbul’un geçmişinde bugünün keyfi…
📈 Ekonomi

İstanbul’un geçmişinde bugünün keyfi…

Ekonomim.com·🕐 28 dk önce·👁 0 görüntülenme
İstanbul’un geçmişinde bugünün keyfi…
Ayasofya’nın yanıbaşında eski konakların ve sarnıçların arasında İstanbul’u konuşuyoruz. Hagia Sofia Mansions İstanbul, Curio Collection by Hilton Genel Müdürü Barış Atik’le sohbetimiz, şehrin geçmişinden konuk ağırlamaya, mimariden mutfağa uzanıyor.

Çocuklukta şehre ilişkin bilgilerimiz eksik, merakımız geniştir. Bir yapının hangi yüzyılda yükseldiğini bilmeyiz; büyüklüğü, gölgesi, pencereleri kalır aklımızda. Yıllar sonra öğrendiklerimiz o görüntülere eklenir. Aynı yerden yeniden geçtiğimizde hem çevremize bakar hem zamanın bizde değiştirdiklerini düşünürüz.

İstanbul’un bazı semtleri bu duyguyu daha çok çağrıştırıyor. Sultanahmet de onlardan biri. Burada bir sokağı dönmek, başka bir yüzyılın yapısıyla karşılaşmaya yetiyor. Bildiğinizi düşündüğünüz bir yer, küçük bir ayrıntıyla sizi yeniden meraklandırıyor.

Bu kez yolum, Hagia Sofia Mansions İstanbul, Curio Collection by Hilton’a düşüyor. Genel Müdür Barış Atik’le buluşmamız, içinde bulunduğumuz yapıları ve bu çevrede konuk ağırlamanın anlamını daha yakından tanımak için bir fırsat oluyor.

Ayasofya, Topkapı Sarayı, Sultanahmet Camii… Her birinin üzerine kitaplar yazılmış bu yapılar, burada birbirine yürüyüş mesafesinde. Yerebatan Sarnıcı’nı da düşününce, şehri tanımak için başımızı kaldırmak kadar aşağıya bakmamız gerektiğini hatırlıyoruz. İstanbul’un yer altında da sürüp giden bir tarihi var.

Bu çevrenin hikâyesini öğrenirken gündelik hayatı da merak ediyorum. Sarayın mutfağında çalışanlar, evine dönen görevliler, dükkânını açan esnaf, alışverişten gelen mahalleli… Bugün tarihî eser dediğimiz yapıların çevresinde bir zamanlar yemek hazırlanıyor, çocuk büyütülüyor, ertesi günün işleri konuşuluyordu.

Konakların pencerelerine bakarken akla biraz da bunlar geliyor. O pencerenin önünde kim oturmuş, sokağı kim seyretmiş, içeride nasıl bir hayat sürmüş?

Hagia Sofia Mansions İstanbul, Curio Collection by Hilton Genel Müdürü Barış Atik

Barış Bey’in anlattığına göre Hagia Sofia Mansions, 17 Osmanlı konağına dağılmış 78 odasıyla hizmet veriyor. Konakların büyüklükleri farklı; kimi iki, kimi on iki odalı. Birinden diğerine geçerken sokağa çıkıyor, çevredeki hayatla yeniden karşılaşıyorsunuz.

En büyükleri olan Yeşil Ev'in geçmişi ise mekânın yaşanmışlığını bambaşka bir boyuta taşıyor. Rivayete göre, vaktiyle Osmanlı Reji Nazırı'na ait olan bu konak, bugün komşu olan Four Seasons binasının hapishane olarak kullanıldığı dönemde çarpıcı bir dayanışmaya sahne olmuş. İçerideki mahkûmları ziyarete gelen yakınlara bu konaktan yiyecek, su ve maddi yardım ulaştırıldığı, ta ki ailenin kumar alışkanlığı olan oğulları evi devredene kadar bu düzenin sürdüğü anlatılıyor.

Bölgedeki konakları dolaşırken sokağın hafızasında rivayet de olsa yer eden böylesi derin hayat hikâyeleriyle karşılaşıyorsunuz. Bu yerleşim biçimi, otelde kalmanın alışılmış düzenini değiştiriyor. Odanızın bulunduğu yapının kendi kapısı, merdiveni var. Sabah dışarı çıktığınızda İstanbul geziniz başlamış oluyor.

Soğukçeşme Sokağı’ndaki konakların yeniden kullanıma kazandırılmasında Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu’nun yürüttüğü çalışmaların önemli bir yeri bulunuyor. 1980’lerdeki restorasyonları ve Çelik Gülersoy’un bu çevreye verdiği emeği hatırlamadan bugünkü yapıları anlatmak eksik kalır.

Barış Bey de sohbetimizde bu geçmişe dönüyor. Dorak grubunun yatırımıyla otelin 2019’da Curio Collection markası altında açılışını, tarihî yapıların bugünkü kullanımını anlatıyor.

Eski bir yapıyı konuk ağırlanan bir mekâna dönüştürmenin güçlükleri de var. Merdivenler, sınırlı depolama alanları, birbirinden ayrı binalar… Barış Bey, yaklaşık 165 kişilik ekibin çalışma düzeninden söz ederken, dışarıdan bakıldığında kolayca fark edilmeyen bir emeği de görünür kılıyor.

Sohbetin bende yer eden yanlarından biri, Barış Bey’in oteli anlatmaya nereden başladıkları üzerine söyledikleri oluyor. Önce İstanbul, ardından Sultanahmet, Ayasofya, Divanyolu ve Soğukçeşme… Konaklara sıra sonra geliyor.

Satış ekibini de hikâye anlatıcıları olarak gördüklerini söylüyor.

Bu yaklaşımın altını çizmek gerekir. Bir ziyaretçinin kalacağı odayı tanımasının yanında, o odanın hangi çevrenin parçası olduğunu öğrenmesi de değerli. Sokağın geçmişini merak ettiğinde, komşu yapının adını sorduğunda, gezdiği yerle ilişkisi derinleşiyor.

Barış Bey, Curio anlayışını anlatırken mimari, sanat ve gastronomi üzerinde duruyor. Onun aktardığı çerçevede, otelin bulunduğu yerle kurduğu bağ, konuk deneyiminin başlangıç noktası. Burada da bu bağın kurulabileceği çok zengin bir çevre var.

Otelde iki tarihî sarnıç bulunduğunu öğreniyorum. Barış Bey, bunlardan birinin spa ve fitness alanı, diğerinin Sarnıç Restoran olarak kullanıldığını anlatıyor.

Sarnıç Restoran’ın bulunduğu mekânın bir dönem oto tamirhanesi olarak kullanılmış olması da bu değişimin çarpıcı örneklerinden. Turing’in restorasyonuyla yeniden değerlendirilen yapı, bugün sofraların kurulduğu bir yer.

Bir zamanlar suyun biriktirildiği yerde bugün yemek yenmesi, aynı mekânın farklı dönemlerde üstlendiği görevleri düşündürüyor. Sütunların taşıdığı örtü yerinde; içeride yapılan iş değişmiş.

Böyle yapıların geçmişini dinlerken insan, kendi geçirdiği zamanla mekânın yaşı arasında ister istemez bir karşılaştırma yapıyor. Bizim bir öğle ya da akşam yemeğine ayırdığımız süre, onun uzun geçmişinde küçücük bir aralık…

Barış Bey’in meslek yolculuğu Hilton’da başlamış; Çırağan Sarayı, Conrad, Tarabya, Pera Palace ve Mandarin Oriental gibi farklı adreslerden geçmiş. Özellikle Pera Palace dönemini anlatırken konserlerden, sergilerden ve kültür etkinliklerinden söz ediyor. Tarihî bir yapıda konuk ağırlamayı, o yapının çevresinde bir kültür hayatı oluşturmakla birlikte düşündüğü anlaşılıyor.

Söz mutfağa geldiğinde de ekibinin çalışma alanını geniş tutmaya önem verdiğini söylüyor. Genç aşçıların yeni tabaklar geliştirmesine fırsat tanıdıklarını, menülerini altı ayda bir yenilediklerini anlatıyor.

Sohbete katılan mutfak koordinatörü Doğukan Kara, Türk mutfağını coğrafi çeşitliliğiyle tanıtma çabalarından ve coğrafi işaretli ürünlerin kullanımından söz ediyor. Onun anlattığı bu yaklaşımın yanında, o günkü soframızda farklı mutfaklardan hazırlıklar da yer buluyor.

İncir marmelatı, somon havyarı ve soya-hardal sosuyla sunulan tuna carpaccio ile kuzu göbeği mantarı ve trüflü parmesan köpüğünün eşlik ettiği ıspanaklı ravioliyle başlıyoruz.

Bir mutfak yaklaşımının tabakta nasıl karşılık bulduğunu anlamak için malzemeye, hazırlığa ve aşçının kararlarına bakmak gerekiyor. Hangi eti seçiyor, nasıl dinlendiriyor, pişirmeden önce neyi gözetiyor? Yemeği tanımak, bu sorularla birlikte daha da keyifli hâle geliyor.

Doğukan Şef, dana şaşlıkta kuzu kuyruk yağı kullandıklarını, eti soğan suyu ve sütle dinlendirdiklerini anlatıyor. Patates espuma ve kuşkonmazla sunulan yemeği, bu hazırlık bilgisiyle birlikte düşünmek hoşuma gidiyor. Sofradaki sohbet, bir tabağın görünüşünden onu hazırlayan kişinin bilgisine doğru ilerliyor.

Yemeği, Hindistan cevizli mereng ve mango sosunun eşlik ettiği çarkıfelek meyveli crème brûlée ile tamamlıyoruz.

“Yaşanmış İstanbul” duygusunu bu bölgede hissediyorsunuz. Çocuklukta biriktirdiğimiz şehir görüntülerine yıllar içinde yeni bilgiler ekleniyor. Önce yalnızca baktığımız bir yapıyı, zamanla tanımaya başlıyoruz. Yine de her şeyi öğrenmiş olmuyoruz. Bir sohbet, bir kitap, daha önce fark etmediğimiz bir kapı yeni sorular getiriyor.

Yaşam keyfinin bir yanı da bu merakı korumakta saklı galiba. Oturduğumuz sofraya, dinlediğimiz insana, yürüdüğümüz sokağa zaman ayırabilmekte…

İstanbul’da aynı yerden yeniden geçmek için her zaman bir sebep var. Bazen bir yapıyı daha yakından görmek, bazen yarım kalan bir sohbeti sürdürmek, bazen de bildiğimiz bir sokağın bugün bize ne söyleyeceğini duymak için…

Kaynak: Ekonomim.comOrijinal Habere Git →
İlgili Haberler