İtfaiyenin yeni kabusu: Elektrikli araç yangınlarında korkutan gerçek
Elektrikli araçlar yollarda her geçen gün daha fazla görünse de bu araçların taşıdığı devasa bataryalar, yangın anında itfaiye ekipleri için alışılmışın dışında zorluklar çıkarıyor. Klasik içten yanmalı motorlara sahip araç yangınlarından çok farklı seyreden bu süreç, "termal kaçak" adı verilen bir durumla başlıyor.
Batarya hücreleri arızalandığında veya darbe aldığında kontrolsüz şekilde ısınmaya başlıyor; bu ısınma, dışarıdan alev görülmese bile batarya paketinin içinde sinsi bir kimyasal reaksiyonu besliyor. Ortaya çıkan zehirli gazlar yangını adeta bir yakıt gibi körüklerken, söndürme çalışmaları geleneksel yöntemlerin çok ötesine geçmek zorunda kalıyor.
Bir elektrikli araç yangınını söndürmek, sadece alevleri dindirmek demek değil. Bataryanın içinde hapsolmuş enerji, yangın söndürüldükten saatler sonra bile aracın yeniden alev almasına yol açabiliyor. İtfaiye ekipleri riski azaltmak için oksijeni kesen yangın battaniyeleri kullansa da bu yöntemin beklenmedik bir yan etkisi var. Battaniyeler bataryadan sızan tehlikeli gazları altında biriktiriyor; müdahale sırasında oksijenle temas eden bu gaz birikintisi şiddetli bir patlamaya dönüşebiliyor. Avustralya merkezli EV FireSafe gibi kuruluşlar, bu battaniyelerin operasyonel riskleri nedeniyle kullanımına karşı dikkatli olunması gerektiğini özellikle vurguluyor.
Elektrikli araç yangınlarında asıl hedef alevleri söndürmekten ziyade bataryayı soğutmak. Ancak bu işlem göründüğü kadar kolay değil. Batarya paketleri genellikle aracın tabanına, darbelere ve suya dayanıklı sert muhafazaların içine yerleştiriliyor. Bu korunaklı yapı, itfaiye suyunun ısınan hücrelere ulaşmasını engelliyor. Uluslararası İtfaiye ve Kurtarma Hizmetleri Birliği'nin verileri, tek bir elektrikli araç yangını için harcanan su miktarının, benzinli bir araca kıyasla 40 kata kadar daha fazla olabileceğini gösteriyor. Bazı vakalarda 90 bin litreye yakın su tüketilirken, ekiplerin bataryayı soğutmak için aracı komple bir su tankına daldırmayı bile tartıştığı görülüyor.
Son dönemde yapılan testler, bu zorlu süreci yönetmek için yeni tekniklerin geliştirilmesini sağladı. Özellikle 2025 yılında gerçekleştirilen deneyler, batarya paketine aynı anda farklı açılardan birden fazla hortumla müdahale etmenin soğutma verimliliğini artırdığını ortaya koydu. Ayrıca ekipler, yanan bir elektrikli aracı yan yatırmanın batarya bölmesine erişimi kolaylaştırdığını keşfetti. Bu yöntem sayesinde itfaiyeciler hasar noktalarını doğrudan görebiliyor ve su akışını daha isabetli yönlendirebiliyor.
Tüm bu zorluklara rağmen istatistikler, elektrikli araç yangınlarının sanıldığı kadar yaygın olmadığını kanıtlıyor. Örneğin İsveç'te yapılan geniş çaplı bir araştırma, yüz binlerce elektrikli araç arasında yılda ortalama 20 yangın vakası yaşandığını, buna karşılık milyonlarca benzinli araçta binlerce yangın çıktığını gösteriyor. Elektrikli araç yangınları medyada daha fazla yer bulsa da aslında benzinli araçlara göre daha nadir görüldüğü bilinen bir gerçek.
