Kahramanmaraş okul saldırısı önlenemez miydi?
Türkiye arka arkaya yaşanan iki okul saldırısı ile sarsıldı. 15 Nisan Çarşamba günü 14 yaşındaki İ.A.M., Kahramanmaraş'taki Ayser Çalık Ortaokulu'na babasının sandığından aldığı silahlarla gelerek bir öğretmen ve sekiz öğrenciyi öldürdü.Bundan bir gün önce ise Şanlıurfa'nın Siverek ilçesindeki Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'ne bir saldırı düzenlendi. Okulun eski öğrencisi olduğu belirtilen 2007 doğumlu Ö.K., çevreye rastgele ateş açtı, 16 kişiyi yaraladı ve ardından yaşamına son verdi.Bu tür saldırılar, beklenmedik gibi görünse de gerçekte nadiren anlık olarak gerçekleşir. Toplu silahlı saldırılar, genellikle bireylerin yaşadığı sorunların derinleştiği ve bu sorunlara zamanında müdahale edilmediği bir sürecin ardından yaşanır.Türkiye'de yaşanan okul saldırıları da beklenmedik bir şekilde düzenlenmiş gibi görünse de uzmanlar bu izlenimin yanıltıcı olduğuna işaret ediyor.ABD'deki Georgia State Üniversitesi'nde Şiddet İçeren Aşırıcılık Araştırma Grubu'nun Direktörü John Horgan, saldırganların aniden "kontrolü kaybettiği" düşüncesinin en yaygın mitlerden biri olduğunu söylüyor:"Böyle bir şey olmaz. Her zaman uzun bir travma geçmişi, zamanla artan kırgınlıklar, reddedilme veya aşağılanma gibi büyük stres faktörleri vardır. Bunlar acı, ıstırap ve umutsuzlukla dolu çalkantılı bir hayatta bardağı taşıran son damlalardır."Bir diğer yanılgı ise bu tür vahşetlerin ardındaki temel nedenin psikolojik bir rahatsızlık olduğu düşüncesi. Federal Soruşturma Bürosu'nda (FBI) danışman ve San Diego Psikanaliz Merkezi'nde öğretim üyesi olan psikolog Reid Meloy, böyle bir açıklamanın olayı "basitleştirdiğini" söylüyor.DW'ye konuşan Meloy, "Saldırıların gerçekleştiği dönemde psikolojik rahatsızlık tanısı konmuş saldırganların azınlıkta olduğunu" belirtiyor:"Genel olarak, belirli bir hedefi olan saldırıların çoğu kayıp, aşağılanma, öfke ve suçlanma gibi kişisel sorunlar veya bu sorunlar ile aşırılıkçı ideolojilerin birleşiminden kaynaklanır."ABD'deki Minnesota Metro State Üniversitesi'nde kriminoloji profesörü olan James Densley'e göre, mesele çoğu zaman psikolojik rahatsızlıklardan ziyade, kişisel krize neden olan "zihinsel sağlığın" iyi olmaması."Kriz, hastalıkla aynı şey değil" diyen Densley, bu iki kavramın birbirine karıştırılmasının bu olaylarla hiç ilgisi olmayan milyonlarca insanın damgalanmasına yol açtığını belirtiyor.Çoğu kişi için reddedilme, başarısızlık veya aşağılanma duyguları bir noktada azalır. Ancak bazıları için bu duygular kişinin kimliğinin merkezine yerleşebilir.Densley DW'ye yaptığı değerlendirmede, bu sürecin "gerçek ya da gerçekmiş gibi algılanan bir yarayla başladığını" söylüyor:"Çoğu insan bu duyguyu özümser ve yoluna devam eder. Ama bazıları bu noktada takılıp kalır. Sürekli aynı düşüncelere saplanırlar ve zaman içinde bu yara kimliklerinin bir parçası hâline gelir. Bir aşamadan sonra bu sorun dışa vurur. Mesele artık sadece 'hayat bana zarar verdi' olmaktan çıkar, 'belirli kişiler bana bunu yaptı' veya 'toplumun bana bunu yaptı' noktasına gelir ve 'birilerinin bunun bedelini ödemesi gerektiği' fikri ortaya çıkar."Benzer bir sürece dikkat çeken Horgan, bu sürecin titiz bir planlama ile birlikte ilerlediğini belirtiyor."Toplu silahlı saldırılar düzenleyenler hazırlık yapar" diyen Horgan, bu hazırlıkları şöyle anlatıyor:"Hedeflerini araştırırlar, nasıl hareket edeceklerini planlarlar ve bazen benzer görüşleri paylaşan kişilerden çevrim içi olarak geri bildirim alırlar. Hazırlık sürecinde, saldırılarda kullanılacak silah veya malzemelerin nasıl temin edileceğine ilişkin araştırmalar da yaparlar."Ancak bu aşamada bile çoğu kişi, şiddet içeren düşüncelerini eyleme dökmüyor. Asıl soru, küçük bir azınlığın neden bunu yaptığı.Horgan, şiddet içeren fantezilerin olağandışı olmadığını ve hatta sorunlarla başa çıkma yöntemi olarak görülebileceğini ifade ediyor. Burada önemli olan, bunları eyleme geçirme kararı.Horgan, "Kamusal alanda şiddete başvuranları diğerlerinden ayıran özelliğin, bu fanteziye duyulan bağlılık ve bunu gerçeğe dönüştürme kararlılığı olduğunu" söylüyor.Densley de kriz anlarında meydana gelebilecek bir başka değişime dikkat çekiyor. Kriminoloji profesörü, "tetikleyici unsurun, genellikle intiharın eşiğinde olan kişilerin önceki saldırganlarla özdeşleşmeye başlaması olduğunu" belirtiyor:"Eğer ateşli bir silaha erişimleri varsa, 'tıpkı kendileri gibi olan' diğer saldırganlarla kurdukları bu bağ, psikolojik bir eşiği aşar. Öyle ki ölmek ile öldürmek aynı şeylermiş gibi hissedilir."Densley, inceledikleri olaylar zincirinin, bu tür saldırıların önlenmesine katkı sağlayabileceğini belirtiyor:"İncelediğimiz hemen her vakada, birileri normal davranışlarda bir değişiklik fark etmişti. İşten veya sosyal hayattan çekilme, alışılmadık bir sosyal medya paylaşımı veya yeni ve yoğun bir silah merakı. Uyarı işaretleri ortadaydı."Horgan ise bu tür ipuçlarını, saldırganların çeşitli davranışlarla niyetlerini ortaya koyması anlamına gelen "sızıntı" olarak nitelendiriyor:"Konu hakkında şaka yapabilirler veya tehditlerde bulunabilirler. Akranları bu davranışı görme konusunda ideal konumdadır. Sorun insanların bunu görmemesi değil, gördüklerinde harekete geçmemeleri. Bazı tehditler, saldırganların ne yapacaklarını kelimesi kelimesine anlatan mesajlar olabiliyor, ancak insanlar genellikle tehditleri inandırıcı bulmuyor."Meloy önemli bir ayrıma dikkat çekiyor: "Hedefli şiddetin gerçekleşme oranı çok düşük olduğu için öngörülemez, ancak önlenebilir."Toplu şiddet eylemlerinin hepsi aynı kalıbı izlemiyor. Birçok saldırı yabancıları hedef alırken, bazıları da failin tanıdığı kişilere yönelik.Meloy, "Genel olarak şiddet eylemlerinde hedef failin tanıdığı kişiler oluyor" diyor. Faillerin tanımadıkları kişileri hedef aldıkları saldırılar da olduğunu söyleyen adli psikolog "Saldırıların önemli bir kısmında fail ile hedef alınan kişiler veya saldırı yeri arasında psikolojik veya geçmişe dayalı bir bağlantı bulunduğunu" da ekliyor.Densley, özel ve kamusal şiddet arasında bir başka önemli fark daha olduğuna dikkati çekiyor:"Bir kişi kendi ailesini öldürdüğünde, kurbanlar aile bireyi oldukları için seçilir. Kitlesel şiddet olaylarında ise durum tam tersine döner. Kurbanlar birbirinin yerine geçebilir."Bu değişim, eylemin anlamını da değiştiriyor. Bu eylemlerin "Bir mesaj göndermek, görülmek ve hatırlanmak için" yapıldığını söyleyen Densley, "Resmi bir ideoloji söz konusu olmasa bile, eylemin psikolojisi aile içi cinayetten ziyade terörizme daha yakın" değerlendirmesini yapıyor.
