Dünya genelinde her üç yetişkinden birini etkileyen ve tıp literatüründe "metabolik disfonksiyon ilişkili steatotik karaciğer hastalığı" (MASLD) olarak bilinen karaciğer yağlanmasının, sanılanın aksine tek bir organla sınırlı kalmadığı kanıtlandı. Manchester Üniversitesi ve Northern Care Alliance NHS Vakfı araştırmacılarının ortaklaşa yürüttüğü ve Current Opinion in Nephrology and Hypertension dergisinde yayımlanan dev inceleme, karaciğer yağlanmasının kalp ve böbrek sağlığı üzerindeki yıkıcı etkilerini belgeledi. Milyonlarca hastanın verilerinin incelendiği çalışmada, karaciğer yağlanmasının diyabet, hipertansiyon ve obeziteden bağımsız olarak kalp krizi ile kronik böbrek yetmezliğini tetiklediği saptandı.
Bilim insanları; kalp, böbrek, karaciğer ve metabolik sistemin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini belirterek bu organ zincirini "Kardiyovasküler-Renal-Hepatik-Metabolik (CRHM) Sendromu" adıyla yeni bir tıbbi çerçeveye oturtuyor.
Yağlanan karaciğerin kan dolaşımına iltihap yapıcı (enflamatuar) maddeler salgıladığını belirten araştırmacılar, bu durumun damar yapısını bozduğunu, vücudun enerji dengesini altüst ettiğini ve böbrek fonksiyonlarını doğrudan gerilettiğini ifade ediyor. Karaciğerde sertleşme (fibrozis) geliştiğinde ise erken ölüm riski en üst seviyeye tırmanıyor.
Klinik veriler, karaciğer yağlanmasının dünyada en hızlı yayılan sağlık sorunlarından biri olduğunu ve 2040 yılına kadar küresel ölçekte yetişkin nüfusun yarısından fazlasını etkisi altına alacağını gösteriyor.
Araştırmayı yürüten uzmanlardan Dr. Will Marshall, "Uzun yıllar boyunca kalp, böbrek ve karaciğer hastalıklarını farklı uzmanların yönettiği bağımsız süreçler olarak gördük. Ancak kanıtlar, bu organların insülin direnci, obezite ve kronik iltihaplanma üzerinden birbirine derinlemesine bağlı olduğunu kanıtlıyor. Karaciğer yağlanması kötü metabolizmanın sadece bir sonucu değil, onu doğrudan bozan aktif bir etkendir," değerlendirmesinde bulundu.
Araştırmada, organ zincirindeki bu yıkımı durdurmak adına sevindirici bir gelişmeye de dikkat çekildi. Aslen Tip 2 diyabet ve obezite tedavisi için geliştirilen yeni nesil etken maddelerin karaciğer, kalp ve böbrek üzerinde eşzamanlı koruma sağladığı belgelendi.
Semaglutid etken maddeli ilaçların organ hasarını geriletmede başarılı ilk seçenek olduğunu aktaran araştırmacılar; tirzepatid ve retatrutid gibi yeni moleküllerin de klinik deneylerde umut verici sonuçlar verdiğini açıkladı. Uzmanlar, kardiyoloji ve nefroloji muayenelerinde rutin karaciğer taramalarının zorunlu hale getirilmesi gerektiği konusunda tıp dünyasına çağrıda bulunuyor.
