Kuzeyin mavi sırları: Buz mağaraları
İzlanda’nın güney kıyıları adeta bir tabloyu andırıyor. Siyah kumlar, gri ve mavinin karıştığı gökyüzü, dalgaların kıyaya savurduğu buz parçaları ve tüm bu kadrajların ortasında ağır ağır, acele etmeden süzülen foklar…(Fotoğraf: Jökulsárlón)Tam bu noktada, bu sonsuzluk hissinin göbeğinde Jökulsarlon uzanıyor. Avrupa’nın en büyük buzulu Vatnajökull’un eteklerinde yer alan buzul gölü, başkent Reykjavik’e yaklaşık 375 kilometre mesafede. Ancak Jökulsarlon’un sunduğu bu dingin manzara, buzun hikayesinin sadece bir parçası. Biraz ötede başka bir doğa harikasına da şahitlik edebiliyorsunuz.Bölgede bulunan özel donanımlı arazi araçları, yaklaşık 5-10 dakikalık bir mesafe kat ederek, doğanın her yıl yeniden inşa ettiği büyüleyici buz mağaralarına sizi götürüyor. BUZ MAĞARALARI NASIL OLUŞUR?Süreç, yaz güneşinin buzulun yüzeyini ısıtmasıyla başlıyor. Eriyen sular, içe sızarak alt tabakalara doğru amansız bir yolculuğa çıkıyor. Adeta bir heykeltıraş titizliğinde ilerleyen bu sular, zamanla tüneller oyuyor. Dondurucu soğuklar geri geldiğinde ise su çekiliyor, geriye mavi ve kristal görünümündeki buz mağaraları kalıyor.Mağaralardaki cam göbeği maviler binlerce yıllık saf buzul suyundan gelirken, koyu tonların geçmişteki yağış sularına ait olduğu belirtiliyor.Hava kabarcığı olmayan saf buz, ışığı adeta hapsediyor ve tayfın diğer tüm renklerini emerek yalnızca mavi rengi yansıtıyor.Rehberlerin aktardığına göre, bu devasa buz kütlelerinin altında hâlâ ağaç kalıntıları bile gizli.Kışın Yeniden Doğan Buz MağaralarıBuz mağaralarının çoğu, mevsimlerin ritmiyle her defasında yeniden doğuyor. Yazın eriyen yapılar, kışın bambaşka formlarda yeniden oluşuyor. Bugün görülen bu manzara, birkaç ay sonra tamamen yok olabilir. Bir yandan da iklim değişikliğinin etkileri de var.Aslında her ziyaret, tekrarı olmayan eşsiz bir an gibi.Belki de Herakleitos’un nehir örneğiyle vurguladığı, “panta rei” (her şey akar) deyişinden esinlenerek diyebiliriz ki: "İzlanda’da aynı buz mağarasına iki kez girilemez."
