Madenden milyarlar çıkıyor, kazanan kim?
Türkiye son dönemde neredeyse her gün yeni bir madenci eylemine sahne oluyor. Bir ilde ücretlerini alamayan işçiler, başka bir ilde ödenmeyen tazminatları için ses yükseltiyor. Eylemlerin bir kısmı anlaşmayla sonuçlansa da ortaya çıkan tablo değişmiyor: Madenciler, çalıştıkları sektörün yarattığı değerden yeterince pay alamadıklarını düşünüyor.Madencilik, Türkiye'de uzun yıllardır devlet tarafından desteklenen ve stratejik kabul edilen sektörlerden biri. Yeni yatırımlar teşvik ediliyor, yeraltı kömür işletmeleri için özel destekler sürüyor ve sektör milyarlarca dolarlık ihracat yapıyor.Peki bu kadar desteklenen bir sektörde işçiler neden hâlâ hak arıyor?Madencilik yatırımları yıllardır yatırım teşvik sisteminden yararlanıyor. Şirketler KDV istisnası, gümrük vergisi muafiyeti, vergi indirimi, sigorta primi işveren hissesi desteği, faiz veya kâr payı desteği ve yatırım yeri tahsisi gibi çok sayıda teşvikten faydalanabiliyor.Türkiye Madencilik Sektörü Gelişim Raporu'na göre madencilik yatırımları öncelikli yatırımlar arasında yer alıyor. Özellikle 5'inci ve 6'ncı bölge teşviklerinde şirketlere önemli vergi avantajları sağlanıyor.Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı verilerine göre yalnızca 2024 yılında madencilik sektöründe 208 yatırım teşvik belgesi düzenlendi. Bu belgeler kapsamında 20,5 milyar TL'lik yatırım ve 2 bin 488 kişilik istihdam öngörüldü.Ancak destekler bununla sınırlı değil. Maden Kanunu'nda 2004 yılında yapılan değişiklikle ürettiği madeni yurt içinde ve kendi tesisinde işleyerek ek katma değer sağlayan şirketler için devlet hakkının yüzde 50'sinin alınmaması kararlaştırıldı. Daha sonra yapılan düzenlemelerle bu sistem korundu. Halen altın, gümüş ve platin için devlet hakkının yüzde 40'ı, birçok metalik madende ise yüzde 50'si alınmıyor.DW Türkçe'ye konuşan yüksek maden mühendisi Necati Yıldız'a göre madencilik şirketleri yatırım teşviklerinin yanı sıra devlet hakkı indirimleri, Ar-Ge destekleri ve KDV iadesi gibi mekanizmalardan da yararlanıyor. Yıldız, Türkiye'nin çok sayıda ülkeyle imzaladığı Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmaları nedeniyle bazı yabancı sermayeli şirketlerin ek vergi avantajları elde edebildiğine de dikkat çekiyor.Bunun yanında yeraltı kömür işletmeleri için uygulanan özel destek mekanizması da devam ediyor. Cumhurbaşkanı kararıyla bu desteklerin süresi 2028 yılına kadar uzatıldı.Ancak tüm bu desteklerin kamu maliyesine toplam maliyeti konusunda kamuoyuna düzenli ve sektör bazında açıklanan ayrıntılı bir veri bulunmuyor.Madencilik sektörü kamu politikalarında stratejik bir alan olarak öne çıksa da Türkiye ekonomisindeki ağırlığı sınırlı.Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre madencilik ve taş ocakçılığı sektörünün gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı 2019 ve 2020 yıllarında yüzde 1,1, 2021 ve 2022 yıllarında yüzde 1,3 oldu. Bu oran 2023'te yüzde 1'e, 2024'te ise yüzde 0,9'a geriledi.Buna rağmen sektörün ihracatı büyümeyi sürdürüyor. Yüksek maden mühendisi Necati Yıldız'ın İstanbul Maden İhracatçıları Birliği verilerine dayandırdığı hesaplamaya göre Türkiye'nin 2025 yılı maden ihracatı yaklaşık 6,21 milyar dolar oldu. Bunun 4,13 milyar dolarlık bölümünü metal madenleri ve konsantreler, 2,08 milyar dolarlık bölümünü ise mermer oluşturdu.Bakır cevheri ve konsantresi ihracatı yaklaşık 630 milyon dolar, krom cevheri ihracatı yaklaşık 325 milyon dolar, çinko ihracatı ise yaklaşık 476 milyon dolar gelir sağladı. Türkiye'de madencilik sektörünün büyüklüğünün çoğu zaman ihracat rakamları üzerinden değerlendirildiğine dikkat çeken Yıldız, bunun eksik bir yaklaşım olduğu görüşünde. Asıl bakılması gereken göstergelerin yaratılan katma değer, kamuya dönen gelir ve istihdam olduğunu vurguluyor.Yıldız'a göre asıl dikkat çekici nokta, ihracatın büyük bölümünün yüksek katma değerli sanayi ürünlerinden değil, cevher ve konsantre satışlarından oluşması. Bu nedenle sektör milyarlarca dolarlık ihracat gerçekleştirse de yaratılan ekonomik değerin önemli bölümü Türkiye'de kalmıyor.Türkiye bazı madenleri cevher veya konsantre olarak ihraç ederken, daha yüksek katma değerli metal ürünlerini ithal etmeye devam ediyor. Yıldız'a göre bu tablo, madencilikte temel sorunun üretim miktarından çok yaratılan katma değerin düzeyi olduğunu gösteriyor.Yıldız'ın hesaplamaları, düşük katma değerli ihracatın boyutunu ortaya koyuyor.Türkiye 2025 yılında 1 milyon 237 bin ton krom cevheri ihraç ederek yaklaşık 325 milyon dolar gelir elde etti. Aynı yıl ferrokrom ihracatından ise yaklaşık 196 milyon dolar gelir sağlandı.Ferrokrom, krom cevherinin işlenmesiyle elde edilen ve paslanmaz çelik üretiminde kullanılan daha yüksek katma değerli bir ürün.Yıldız'ın hesabına göre 1 milyon ton krom cevheri Türkiye'de işlenerek ferrokroma dönüştürülseydi yaklaşık 712 ila 854 milyon dolar arasında ihracat geliri yaratılabilirdi. Aynı miktardaki cevher doğrudan satıldığında ise gelir yaklaşık 262 milyon dolar seviyesinde kalıyor.Bu da yalnızca krom örneğinde 450 ila 590 milyon dolar arasında değişen ek gelir potansiyeline işaret ediyor.Benzer tablo bakırda da görülüyor. Türkiye geçen yıl 406 bin ton bakır konsantresi ihraç etti ve bundan yaklaşık 630 milyon dolar gelir elde etti.Yıldız'ın hesaplamasına göre bu miktardaki konsantre Türkiye'de işlenerek rafine bakıra dönüştürülseydi yaklaşık 1 milyar dolarlık ihracat değeri yaratılabilirdi. Daha ileri aşamada kablo üretimine geçilmesi halinde ise ihracat değeri yaklaşık 1,7 milyar dolara ulaşabilirdi.Başka bir ifadeyle bugün 630 milyon dolar gelir sağlayan bir ihracat kalemi, daha ileri işleme aşamalarında yaklaşık üç kat daha fazla ekonomik değer yaratma potansiyeline sahip.Yıldız'a göre Türkiye'nin temel sorunu maden çıkarmaması değil, çıkardığı madeni yeterince işleyememesi.Bu durum yalnızca ihracat gelirlerini değil, kamu gelirlerini ve istihdamı da etkiliyor. Madenler ülkede işlenmediğinde daha yüksek şirket kârları, daha fazla ücretli sanayi istihdamı ve daha yüksek vergi gelirleri de oluşmuyor.Madencilikten kamuya dönen pay tartışmasının merkezinde devlet hakkı ödemeleri yer alıyor.Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) verilerine göre 2024 yılında maden şirketleri için 21,3 milyar TL devlet hakkı tahakkuk etti. Maden Kanunu'na göre bu tutarın ödemesi bir sonraki yıl yapıldığından, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın mali tablolarında 2025 yılı için kaydedilen devlet hakkı geliri 10,7 milyar TL oldu.Bir önceki yıl olan 2023'te tahakkuk eden devlet hakkı 13,4 milyar TL seviyesindeydi. Buna karşılık 2024 yılında bütçeye kaydedilen gelir 7,1 milyar TL olarak gerçekleşti.2022 yılında tahakkuk eden devlet hakkı 7,8 milyar TL olurken, takip eden yıl bütçeye 4,5 milyar TL gelir kaydedildi. 2021 yılında tahakkuk eden 3,6 milyar TL'lik devlet hakkına karşılık 2022 yılında 2,3 milyar TL gelir elde edilirken, 2020 yılında tahakkuk eden 2,3 milyar TL'lik tutarın karşılığında ise 2021 yılında 1,5 milyar TL gelir kaydedildi.Böylece son beş yılda toplam 48,4 milyar TL devlet hakkı tahakkuk ederken, takip eden yıllarda bütçeye kaydedilen gelir 26,1 milyar TL olarak gerçekleşti. İki rakam arasında yaklaşık 22,3 milyar TL'lik bir fark bulunuyor.Bunun nedeni şirketlerin eksik ödeme yapması değil. Maden Kanunu'na göre devlet hakkı ödemeleri üretimin gerçekleştiği yılı takip eden yıl içinde yapılıyor. Ayrıca mevzuatta yer alan çeşitli indirim ve teşvik mekanizmaları da ödenecek tutarı etkiliyor.Ancak veriler, madencilikten kamuya dönen payın büyüklüğüne ilişkin tartışmaları da gündeme getiriyor."Madenler devletin hüküm ve tasarrufu altında olan üretim araçlarıdır. Devlet hakkı da ruhsat sahibinin kullandığı bu üretim aracına karşılık ödediği bedeldir. Bu bedelin karşılığının kabul edilebilir bir seviyede olması gerekir" diyen Yıldız, bu nedenle kamuya dönen payın düzeyinin madencilik politikalarının önemli göstergelerinden biri olduğunu belirtiyor.Yıldız'a göre asıl mesele tahakkuk eden ve ödenen rakamlar arasındaki fark değil. Temel soru, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki madenlerden elde edilen ekonomik değerin ne kadarının kamuya kaldığı.Altın, krom ve bakır gibi madenlerde ödenen devlet hakkının, üretilen madenin toplam ekonomik değeriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Yıldız, "100 ton altın, krom ya da bakır üretiliyorsa, bunun karşılığında kamuya ne kadar pay kaldığına bakmak gerekiyor" görüşünü dile getiriyor.Madencilik tartışması çoğu zaman çevre ile yatırım arasında sıkışıyor. Oysa son dönemdeki madenci eylemleri farklı bir soruyu gündeme getiriyor. Türkiye, madenlerini hangi modelle değerlendirecek?Çıkarılan cevher ve konsantreleri ihraç eden, düşük katma değerle yetinen bir model mi tercih edilecek? Yoksa aynı madenleri işleyerek daha fazla sanayi üretimi, daha yüksek ihracat geliri, daha fazla vergi geliri ve daha nitelikli istihdam yaratan bir model mi?Bugünkü tabloya bakıldığında sektör milyarlarca dolarlık ihracat yapıyor, teşviklerden yararlanıyor ve stratejik sektör olarak destekleniyor. Ancak aynı sektörde çalışan işçiler hâlâ ücret ve tazminatları için eyleme çıkıyor.Sorunun özü de burada yatıyor: Madenden milyarlar çıkıyor, peki kazanan kim?
