'Nerede o eski bayramlar' dememek için...
Ramazan Bayramı bu yıl Türkiye’de yalnızca bir dayanışma ve umut zamanı değil, aynı zamanda derin bir sorgulama ve yüzleşme eşiği olarak karşımıza çıkıyor.Bayramlar, toplumsal vicdanın en berrak şekilde hissedildiği zamanlardır değil mi? Ancak bugün o vicdan, hem içeride hem dışarıda yaşanan gelişmeler karşısında ciddi bir sınavdan geçiyor.Savaş var, hukuksuzluk var, ekonomik darboğaz var, büyük siyasi sorunlar var...Türkiye’nin en büyük şehirlerinden birinin seçilmiş belediye başkanına yönelik yargı süreci, hukukun tarafsızlığına dair soru işaretlerini büyütmeye devam ediyor.Davayı bizzat takip ediyorum. Davayı, adalete ekmek gibi ihtiyacımız olduğu için takip ediyorum. Zabıta Cemal amca, ev hanımı Şükran teyze, emekli Ahmet dayı, öğrenci Ali, atanamayan Elif öğretmen için takip ediyorum.Hukukun, iktidar mücadelelerinin bir aracı haline gelmesi ihtimali, demokratik sistem açısından en tehlikeli eşiklerden biridir. Eğer bir toplumda adalet duygusu zedelenirse bayramlar dahi o eksikliği telafi edemez. Eğer toplumsal ayrılıklarımız bu davalarla daha da artarsa artık hiçbir bayram bu toplumun bölünmüşlüğünü gideremez. Bir türlü anlamıyoruz.Gazeteci Alican Uludağ neden cezaevinde mesela? Çocuklarının gözü önünde sabaha karşı gözaltına alınmasına neden olacak ne gibi bir suç işlemiş olabilir? En azılı terörist şüpheliler bile böyle gözaltına alınmıyorken gazetecilik yapan, eleştiren, sorgulayan bir insana bu muamele neden? Susturulmak isteniyor. Ama benim tanıdığım Alican Uludağ’ı susturamazsınız.Öte yandan küresel ölçekte yaşanan gelişmeler de Türkiye’nin iç dengelerini doğrudan etkiliyor. ABD ile İran arasında tırmanan gerilim, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla kritik bir aşamaya ulaştı. Bu gelişmenin ardından İsrail’in Pars petrol ve gaz sahasına yönelik saldırısı, enerji piyasalarını altüst etti. Petrol fiyatlarındaki sert yükseliş, halihazırda kırılgan olan ekonomiler için yeni bir yük anlamına geliyor. Ben cumhurbaşkanı gibi ekonomist değilim! Ekonominin nabzını marketlerde, pazarda tutuyorum. Benim için önemli olan emeklilerin, asgari ücretlilerin, emeğiyle geçinenlerin ekonomik durumudur. Savaş doğrudan bu kesimleri etkiliyor. Zenginlerin hayatında değişen bir şey yok. Mazot fiyatları korkunç noktalara doğru gidiyor. Bakın bu ne demek biliyorsunuz değil mi? Aklınıza gelebilecek her ürüne zam gelecek demek.Enerji maliyetlerindeki artış, kaçınılmaz olarak enflasyonu tetikleyecek. Zaten yüksek seyreden yaşam maliyetleri, önümüzdeki dönemde daha da ağırlaşabilir. Bayram sofraları belki bugün kuruluyor; ancak yarının mutfağı için aynı iyimserliği korumak zorlaşıyor. Vatandaş, yalnızca geçim derdiyle değil, aynı zamanda geleceğe dair belirsizlikle de mücadele ediyor.Esas sorun da bu ya zaten. Belirsizlik... Her konuda, her şeyde belirsiz bir hayatımız var. Bütün psikolojik sorunlarımızın da temelinde bu yatıyor. “Ekonomi her şeyi belirler” dendiğinde de kastedilen bu zaten.İç siyasette ise başka bir tartışma gündemde: Adalet Bakanı Akın Gürlek’e ait olduğu iddia edilen mal varlıkları. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, Gürlek’e ait olduğunu iddia ettiği gayrimenkulleri gündeme taşıması, kamuoyunda ciddi bir tartışma başlattı. Benim dikkatimi çeken AKP içerisinde Akın Gürlek’i bu iddialara karşı kimsenin savunmuyor oluşu.Peki, gerçek bayram duygusu nasıl olur?Soru zor olduğu kadar cevabı da basit aslında. Gerçek bayram duygusu; ekonomik refahın olduğu, adaletsizliğin derin bir duygusal bölünmeye neden olmadığı, insanlar arasındaki fikir ayrılıklarının ayyuka çıkmadığı, çıksa bile belli bir düzlemde buluşabildiğimiz ilkelerin olduğu zamanlarda yaşanabilir.Sevdiklerinizle mutlu, sağlıklı ve birlik içinde bir bayram geçirmenizi temenni ediyorum. “Nerede o eski bayramlar” demediğimiz bayramlarımız olsun.
