Nükhet Duru: Irgat geldim ırgat gideceğim
Güncelleme Tarihi: Mart 21, 2026 08:22◊ Doğum gününüz 19 Mayıs. Bayram kızı mısınız? Sever misiniz toplu halde kutlanılan şeyleri, toplu neşeleri?- Tabii ki çok severim kalabalıkta kutlamayı, dostlarım, arkadaşlarımla aynı sofrada olmayı. Ama biz bunu ancak bayram dışında yaşayabiliyoruz. Kendimi bildim bileli bayramlarda hep sahnede oldum. Başkalarına bayram yaşatmaya çalıştım. Bundan da gocunmadım. Biz hep etrafımıza bayram yaşatanlarız.◊ Hatırladığınız en eski bayram hangisi?- Ayy herhalde milat öncesiydi! (Gülüyor)◊ Hayat hikâyenizde anlamadığım bir şey var: 11 yaşınızdayken anne-babanız ayrılıyor. Siz babada kalıyorsunuz. Baba, sizi anneye göstermemek için öldüğünüzü söylüyor. Siz annenizin karşısına yıllar sonra çıkıyorsunuz. Peki anneniz bütün o süre zarfında, mezarınız bile olsa izinizi hiç mi sürmemiş?- O dönemde boşanmalar daha farklı tezahür ediyordu herhalde. Korkmalar var, arayamamaklar var. Belki içine, ölmüş olduğum doğmuyordu. Belki o da güçlenip beni arayabileceği dönemi bekliyordu. Babamın söylediklerine uyum sağlamayı seçti belki. Çünkü hayatı boyunca hiç çalışmamış bir kadındı. Kürkler içinde bir salon kadını. Gezen, tozan... Birden çalışmaya başlıyor. Belki o anda yanında bir kız çocuğuyla uğraşmamak daha kolayına geldi. Vakti gelince beni bir yerde yakalayacağını düşüyordu. O şekilde algıladım. Ama o beni yakalamadan ben onu bir yerde yakaladım.◊ Çocukluk bayramlarınızı “11 yaş önce ve sonrası” diye ayırıyor musunuz?- E tabii 11 yaş öncesi bayramlar şahane. Sonrası hüzünlü. Ama bunlarla çoktan helalleştim, barıştım. O bayramların öyle geçmiş olmasına kızmıyorum. Değiştiremediğim şeylerle barışmayı çok güzel öğrendim ben.◊ “Keşke koşullar farklı olsaydı, müzik okuluna gitseydim” gibi bir ukde de mi yok?- Kim istemez? Ama böyle bir lüksüm olamadı. Ben de para kazanmaya başladığım an itibarıyla önemli hocalardan özel dersler aldım. Genel kültür meselesinde de büyük bir gayretle eksiklerimi tamamlamaya çalıştım. Hâlâ da uğraşıyorum.KENDİMİ ÇIRPI BULURDUM◊ Herkes kendince güzeldir tabii ama hayatta fark yaratacak ölçüde güzel bir kadın olduğunuzu ilk ne zaman anladınız?- Çok geç oldu bu. Dikkat çeken biriydim ama bunu sevimliliğime falan bağlıyordum. Hatta kendimi biraz çırpı, genel geçer güzellik kurallarına da pek uymayan biri olarak düşünürdüm.◊ Neden?- Çünkü ben başladığım yıllarda güzel başka bir şeydi: Sarışın, biraz etiyle buduyla görünen, daha görkemli giyinen... Güzellik kraliçelerimiz mesela, farklıydı. Güzellik göreceli bir kavram. Bir insan bazen konuştuğunda güzel olur, bazen yürüdüğünde güzel olur, bazen şarkı söylerken... “Şuram güzel, buram güzel” diye hiç düşünmedim. Ama şarkı söylerken güzelleştiğimi biliyordum. Zamanla sanki eskisine nazaran daha farklı bir fiziğe kavuştuğumu fark ettim. Ruhsal gelişimimle beraber açığa çıktı bu.◊ Biraz açar mısınız?- Güzellik benim için bir tavır. Bir üslup, davranış biçimi. Dışarı sızan bir şey. Bu, santimlere bağlı bir şey değil. Yeşil göze, fındık buruna falan da bağlı değil. Olmayacak insan, tahmininizden daha güzel oluyor canlısını gördüğünüzde. Ya da tam tersi, hayal kırıklığı olabiliyor.Ajda’ya göre kârdayım◊ New York’ta Rolling Stones konserinden çıkıp grupla efsane kulüp Studio 54’te partilemişliğiniz bile var...- Tam bir disko kızıydım! O gece de bir gittim, hayatımda görmediğim marjinallikte insanlar, Mick Jagger ile manken karısı, öbür tarafta bambaşka ünlüler... Ve herkes hiçbir şeye aldırmadan dans ediyor. Dansı çok severdim. Saatlerce dans ederdim. Disko bizde de devam etti. Bütün genç kızlığım dans ettim. Endorfin salgılanıyor. Başka bir neşeli oluyorsunuz. Sonra da yatağa yattığınızda yatak sizi beğeniyor. (Gülüyor)◊ Sizce hayatta ne kadar eğlenmişsinizdir? 100 üzerinden puan verseniz, takdire geçer misiniz?- Hayatı ne kadar ciddiye alıyorsam o kadar da dalgasını geçmem lazım. “Acılarını öyle gülerek anlatıyorsun ki şaşkınlıkla bakıyoruz” der beni yakın tanıyanlar. Ben çok eğlenirim. Eğlenmezsem yaşayamam.◊ Ajda Pekkan’ın bir sözü var: “Hayatım boyunca Ajda Pekkan markasının bir çalışanı oldum.” Bu kadar “Eğlendim” derken, kârda mısınız Ajda ile kıyaslayınca?- E kârlıyım tabii. Kârlıyım çünkü ara ara antraktlar verdim. Kendime yaşamayı seçtim. “Şimdi kendi zamanım” dedim: “Gölgede duracağım, sonra tekrar devam edeceğim...” Ben markama öyle acayip hizmet vermedim. Bu lüksleri yaşadım. Bundan sonra da öyle olacak. Hiçbir şeyin esiri olmadan. İnsan kariyerine çok odaklanırsa onun esiri olabiliyor. Ben heyheylendim mi giderim.◊ Törpülendiğine memnun olduğunuz hiç mi köşeniz yok?- Dediğim dedik, çaldığım düdük gibi bakardım biraz. O inatlarımdan vazgeçebiliyorum artık.DAHA NELER OLACAĞIM◊ Kariyerinize çocuk yaşta başladınız. Ne zaman “Ben artık oldum galiba” diyebildiniz? Bir ödülle mi? İlk evi alınca mı? Sokakta tanınmaya başlayınca mı?- Sokakta tanınmaya başlayınca, “Ünlü oldum” dedim tabii. Ama müzikte öyle bir şey söyleme imkânı yok. Tam “Dağın zirvesine geldim” dersiniz, bir bakarsınız, öbür dağın sadece eteğindesiniz. (Gülüyor) Yani siz gittikçe menzil de, hedef de daha uzağa gidiyor. O yüzden “Ben oldum” demiyorum. “Ben daha neler neler olacağım” diyorum. (Gülüyor)Şiddetin olağanlaşması tedirgin ediyor◊ Ayrılmayı beceremeyenlerin ülkesinde yaşıyoruz. Kadın cinayetleri, hiçbir şey olmasa kavga-dövüş-rezillik. Siz mesela, eski eşinizle görüşüyorsunuz, onun ilk evliliğinden olan çocuklarının adları bile kolunuzda hâlâ dövme...- O ilişkiyi benim davranışım belirler. Kavgayı, bağırmayı sevmem. Öyle hatırlanmak da istemem. Bu nedenle iki ayrılığımda da “Allah’a ısmarladık” deyiverdim. Karşı tarafa biraz sürpriz olmuş olabilir ama ben kararımı vermiştim. Bir süre önce aşkından öldüğün birine şimdi öldürecek kadar kızgınsan, aslında kendi kendini tekzip ettiğini düşünürüm. Bazı konular taşınamaz hale geldiğinde sükunetle, medeniyetle halletmek lazım. Şiddetten daha tehlikeli bulduğum şey, insanların artık şiddete alışması. Gün geçmiyor ki, “Bıçakladı, kesti, vurdu” haberi duymayalım. Olağanlaşması tedirgin ediyor, inşallah değişir.“Senin de seks filmlerin...” diye başlıyorlar◊ Sahnede her şey şahane ama beyazperdede seks filmleri furyasına denk geldiniz. Yeşilçam’ın en kötü dönemi. Siz istemez miydiniz Ediz Hun’la şahane aşk filmlerinde oynamak?- Bir tane var aslında. 1983’te çektim. Fikret Hakan’lar falan, çok güçlü bir cast... “Düşkünüm Sana” diye güzel bir film.◊ Ama insanlar onu değil, Aydemir Akbaş’la olan “Ayıkla Beni Hüsnü” afişini biliyor tabii.- Evet ama oradaki afişle içeriğin alakası yok işte. Yıllardır bir türlü izah edemediğim bir şeydir bu. O dönem de demek öyle bir dönemdi diyelim... Bana bunu soranlar da çoğul soruyor bir de: “Senin de seks filmlerin” diye çoğul başlıyor... (Gülüyor)Yaşıtlarımla ayrı kaldık◊ Magazin dünyası son olarak Burcu Güneş’in meslektaşlarıyla ilgili çıkışlarıyla çalkalandı. Genel olarak nasıl buluyorsunuz bu polemikleri?- Üslup çok önemli. Çok doğru bir şey söyleseniz bile seçtiğiniz kelimeler önemli. Ayrıca bizim meslekte insan kendi ile yarışırken, kendini sınarken “Bir başkası niye oradan viraj aldı da gidiyor” demeye vakti olamaz. Boş bulundu herhalde. Buraya gelsin istemezdi diye düşünüyorum. Çünkü iyi bir şarkıcı, hanımefendi bir kız. Belki hayal kırıklıkları yaşamış olabilir. Yaptıkları çok parlamamış olabilir. Diğerleri fazla parlayınca öfke biriktirmiş olabilir. Ama iyi yapılmış hiçbir şeyin üstü kapanmaz. Zaman içinde döner o geriye.◊ Gençlerden beğendikleriniz kimler?- Yeni kuşaktan beğendiğim çok. Atladığım olunca üzülüyorlar “Hani beni çok sevmiştin” diye. Kendine yatırım yapan, kendini büyütüp yeniyi arayan her gencin kalbimde yeri var. Hatta durmadan düetler de yapıyorum onlarla. Mesela Can Ozan diye genç bir arkadaşımızla düet yaptım, o çıkacak. Pandemi grubuyla da Madonna’nın bir şarkısını Kenan Doğulu’nun bir şarkısıyla mash up yaptık dijitale. Gençlerle çok iyi anlaşıyorum. Hatta yaşıtlarımla biraz ayrı konularda kaldık gibi. (Gülüyor)Her 6 ayda yeni bir şey çıkarmak zorundaydık◊ “İlk büyük aşkım” diye andığınız, dönemin büyük medya patronuyla aşk yaşadınız. O süreç size çok düşman kazandırdı mı?- Onlar düşman mıydı anlamadım ama o süreç beni olduğumdan daha akıllı, daha hesaplı gösterdi. Aslında ben safiyane çarpılmıştım. Çok genç ve tecrübesizdim. Kendi çapımda ünlü olmaya çalışıyordum. Birdenbire bu kadar önemli bir insan, bana bu kadar önemliymişim gibi davranınca afalladım. Ben âşık olduğumu biliyorum, körkütük. “Başına devlet kuşu kondu” diyorlardı. Niye, anlamıyordum. Bana söyleneni hep birkaç gün sonra anlarım zaten. Benim uzun uzun “Bu laf nereye gidiyor” diye düşünmem gerek. Şimdi biraz daha hızlıyım bu konuda. (Gülüyor)◊ Kuş kondu ama ticarette üç kere battınız, sahneden kazandığınızı da oralara gömdünüz. Peki tekrar tekrar neresini anlamadınız ticaret insanı olmadığınızın?- Öyle deme, matematiğim çok iyidir aslında. Ama ticaret bambaşka: Hesap kitabın dışında, insan çalıştırabilme ve alabilme sanatı ticaret. Bu konuda sıfırmışım. Irgat geldim, ırgat gideceğim. Sadece kendim çalıştığım zaman bir işe yarıyor. O yüzden ticarete tövbe. Ama kendim üretim yapıyorum. Arkadaşlarımla el emeği tekstil ürünleri yapıyoruz. Satışından gelenleri de kız çocuklarının eğitimine ayırıyoruz.◊ “Ben Sana Vurgunum” şarkınızdan bir bölümü albümünde kullanan The Weeknd’den çokça telif geliri elde ettiğinizi açıkladınız en son. Karşılığında da “Zevkle” diye zarif bir cevap geldi The Weeknd’den. Oysa ilk sorulduğunda “Aman kullansın işte, ne var” deyivermişsiniz...- Dikkat çekmek istediğim, uygar ülkelerde küçücük bir bölümün telif hakkının bile nasıl gözetildiğiydi. O hak, bir ülkeden başka bir ülkeye dahi olsa transfer ediliyor. Ama ülkemizde bu konu bir türlü oturmadı. Öyle imzalar attırdılar ki bize. Vaktinde vermişiz muvafakati. Hiçbir hak iddia edemedik. Dünyada iyi bir sanatçı albüm yapar, sonra bir daha ilham gelene kadar 5 yıl aç kalmaz. Ama biz burada her 6 ayda yeni bir şey çıkarmak zorundaydık. Tekrar görünelim ki tekrar iş yapabilelim diye.O MU, BU MU?◊ Hayatınız film olsa... Macera mı, romantik-komedi mi?- Bende yok, yok. Macera var, komedi var, aşk var, kahkaha var... Gülmeyenden, ağlamayandan bilet parası almıyoruz! (Gülüyor)◊ Bir renk olsanız... Gece mavisi mi, ateş kırmızı mı?- İnsanın içindeki ateş sönerse yaşamla olan ilişkisi de gevşiyor. O yüzden ateş kırmızısı.◊ Gün doğumu mu, gün batımı mı?- Bunu seçemem, ikisi de. Gün doğumunun merakını severim: Dur bakalım bugün neler olacak... Gün batımı ise çok romantik.◊ Tren yolculuğu mu, gemi yolculuğu mu?- Ah trennn! Bayılırım, fırsat buldukça da binerim. En son Eskişehir’de yalvardım menajerime “N’olur trenle gidelim” diye. Kabul ettiremedim ama olsun. Ben trenciyim.◊ Hangisinin aklını okumak istersiniz: Sevgilinizin mi, düşmanınızın mı?- Sevgilimin tabii ki! Düşmanımdan bana ne? İyi bir şey düşünmediği kesin.◊ Mantık mı, içgüdü mü?- İçgüdü. Mantık bana hep köşeli geldi. İçgüdülerim beni yanılttı bazen. Ama ben hâlâ devam ediyorum.◊ Aşkın karşıtı nefret mi, kayıtsızlık mı?- Kayıtsızlık. Nefret insanı çirkinleştirir. Bazı duygular vardır, tutamazsınız; yüzünüze yansır. Ben aynaya baktığımda hoşnut olmak istiyorum.◊ Affetmek mi, unutmak mı?- Affedebilirim. Ama unutmam.
