CANLI
Ana Sayfa🇹🇷 Türkiye🌍 Dünya📈 Ekonomi⚽ Spor💻 Teknoloji🎭 Magazin
Ana SayfaDünyaReha Muhtar: "Acı var mı acı?" ile hafız
🌍 Dünya

Reha Muhtar: "Acı var mı acı?" ile hafızalarda

DW Türkçe·🕐 1 sa önce·👁 0 görüntülenme
Reha Muhtar: "Acı var mı acı?" ile hafızalarda
Reha Muhtar'ın yaşam öyküsü, Türkiye'de televizyon haberciliğinin son kırk yılda geçirdiği dönüşümün de hikayesi. 66 yaşında yaşamını yitiren Muhtar, "Acı var mı acı?" sorusuyla hafızalara kazınmıştı.

Türkiye televizyon haberciliğinin en tanınan yüzlerinden Reha Muhtar, 66 yaşında Bodrum'da hayatını kaybetti. Muhtar, bir süredir sağlık sorunları nedeniyle tedavi görüyordu.Reha Muhtar'ın ölümü, yalnızca uzun yıllar ekranlarda yer alan bir televizyoncunun kariyerini değil, Türkiye televizyon haberciliğinin son kırk yılda geçirdiği dönüşümü de yeniden hatırlatıyor.Bir dönemin milyonlarca kişinin her akşam ekran başında izlediği haber sunucularından olan Muhtar, televizyon haberciliğinin devlet televizyonu döneminden özel kanallar çağına, klasik spikerlikten "anchorman" kültürüne evrildiği yılların en görünür figürlerinden biri oldu. TRT'nin kurumsal habercilik anlayışından özel televizyonların reyting rekabetine, ana haber bültenlerinin ekranın en güçlü markası olduğu yıllardan dijital medyanın yükselişine uzanan süreçte hep ön plandaydı.Reha Muhtar, 21 Temmuz 1959'da İstanbul'da dünyaya geldi. Kerkük kökenli bir aileden gelen Muhtar'ın çocukluğu, Arap Dili ve Edebiyatı alanında akademisyen olan babasının görevi nedeniyle Ankara ve İstanbul arasında geçti. TED Ankara Koleji'ni bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksekokulu'nda eğitim aldı.Gazeteciliğe 1980'li yılların başında Milliyet gazetesinin Ankara Bürosu'nda başladı. Dış politika ve siyaset muhabiri olarak çalıştı. Daha sonra TRT'ye geçti. Yunanistan'dan yaptığı yayınlarla dikkat çekti. TRT'nin Atina muhabiri olarak görev yaptığı yıllarda geniş kitleler tarafından tanınmaya başladı.Muhtar'ın meslek hayatına adım attığı yıllar, Türkiye'de televizyon haberciliğinin büyük ölçüde devlet yayıncılığı anlayışıyla şekillendiği bir döneme denk geliyordu. TRT ekranlarında haber sunucuları ve muhabirler kişiliklerinden çok kurumun temsilcisi olarak görülüyor, bireysel üslup geri planda tutuluyordu.1990'lı yıllar yalnızca Türkiye siyasetinde değil, medya dünyasında da köklü değişimlerin yaşandığı yıllar oldu. Özel televizyonların ortaya çıkmasıyla birlikte habercilik anlayışı da dönüşmeye başladı.Muhtar, TRT'de hazırladığı Ateş Hattı programıyla bu dönüşümün dikkat çeken isimlerinden biri haline geldi. Sert soruları, yüksek tempolu tartışmaları ve konuklarını zorlayan üslubuyla öne çıktı. Ardından Kanal D, Star TV ve Show TV yılları geldi.Özellikle 1996'da Show TV Ana Haber'in başına geçmesi, onu Türkiye'nin en tanınan medya figürlerinden birine dönüştürdü. O dönemde ana haber bültenleri yalnızca günün gelişmelerinin aktarıldığı programlar olmaktan çıkıyor, kanallar arasındaki reyting rekabetinin merkezine yerleşiyordu. Haber artık yalnızca bilgi vermiyor, aynı zamanda izleyiciyi ekranda tutmaya çalışıyordu.Türkiye'de 1980'lerde haber sunucuları çoğunlukla görünmez birer aktarıcı olarak kabul edilirken, 1990'larda "anchorman" kültürü yükselişe geçti.Bu dönemin önemli isimleri arasında Mehmet Ali Birand, Ali Kırca, Uğur Dündar ve Reha Muhtar yer aldı. Ancak Muhtar'ın tarzı diğerlerinden belirgin biçimde ayrılıyordu.Yüksek ses tonu, vurgulu anlatımı, doğrudan izleyiciye seslenmesi, olaylara anlık tepki vermesi ve zaman zaman haberin bir parçası haline gelmesi onu ekranın en tanınan yüzlerinden biri yaptı.Onunla birlikte haber bültenleri daha hızlı, daha dramatik ve daha kişiselleşmiş bir yapıya büründü. Birçok medya gözlemcisine göre bu dönem, televizyon haberciliğinin aynı zamanda bir gösteri formatına dönüşmeye başladığı yıllardı.Reha Muhtar'ın kariyeri boyunca yaptığı çok sayıda röportaj arasında, Fethullah Gülen ile gerçekleştirdiği canlı yayın görüşmesi de dönemin medya atmosferini yansıtan örneklerden biri olarak hafızalarda yer aldı.1999 yılında ABD'de bulunan Gülen'le yaptığı röportajda Muhtar, Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından hazırlanan rapordaki iddiaları tek tek gündeme getirdi. Laiklik, cumhuriyet, devlet kurumları ve Mustafa Kemal Atatürk hakkındaki görüşlerini ayrıntılı biçimde sordu. Röportaj boyunca aynı soruların farklı biçimlerde yeniden sorulması, dönemin televizyon haberciliğinde canlı yayınların ne kadar etkili bir siyasi ve toplumsal tartışma alanına dönüştüğünü gösteriyordu.Bugünden bakıldığında bu röportaj, yalnızca Gülen hareketine ilişkin tartışmaların değil, televizyonun kamuoyu oluşturma gücünün de göstergelerinden biri olarak değerlendiriliyor.Reha Muhtar'ın ekran kişiliği zaman zaman haberlerin önüne geçti. Keskin çıkışları, polemiklere açık tavrı ve alışılmışın dışındaki soruları uzun yıllar konuşuldu.Reha Muhtar'ın adıyla en çok özdeşleşen ifadelerden biri "Acı var mı acı?" sorusu oldu. Canlı yayınlarda mağdurlara, kazazedelere ya da yakınlarını kaybeden kişilere yönelttiği bu soru, yıllar içinde Türkiye televizyon tarihinin en çok hatırlanan ekran anlarından biri haline geldi. Bu ifade zamanla Reha Muhtar'ın televizyonculuk tarzını simgeleyen bir kalıp olarak hafızalara yerleşti.Ancak hafızalara kazınan tek yayın anı bu değildi. Kürtaj yaptırdığını açıklayan sanatçı Harika Avcı ile yaptığı söyleşide yönelttiği "Peki, bebek şimdi nerede?" sorusu, cezaevinden kaçan mahkûmlarla ilgili bir haberde kullandığı "Tüneli kaçmak için mi kazdınız?" ifadesi, doğuştan görme engelli bir konuğuna yönelttiği "Küçükken de gözleriniz görmüyor muydu?" sorusu ve ölümlü bir trafik kazası haberinde muhabirine sorduğu "Ölülerin durumu nasıl?" sorusu yıllarca televizyon izleyicileri arasında konuşuldu.Bir başka canlı yayında eşini öldüren bir kişiyle yaptığı bağlantıda kullandığı "Efendim başınız sağ olsun" ifadesi de uzun süre gündemde kaldı. Bu sözler, bir yandan televizyon tarihinin unutulmayan yayın anları arasında yer alırken, diğer yandan Muhtar'ın ekran üslubuna yönelik eleştirilerin de temel dayanaklarından biri oldu.Bu dönem aynı zamanda üçüncü sayfa haberlerinin, suç olaylarının, canlı bağlantıların ve duygusal anlatıların ana haber bültenlerinde daha fazla yer bulduğu yıllardı. Reha Muhtar da bu dönüşümün en görünür yüzlerinden biri oldu. Haberin aktarılma biçimi kadar sunuluş tarzı da izleyicinin dikkatini çekmeye başlamıştı.Muhtar'ın yükselişi, Türkiye'de büyük medya gruplarının televizyon alanındaki rekabetiyle paralel ilerledi.1990'lar ve 2000'lerin başında ana haber sunucuları yalnızca gazeteci değil, aynı zamanda kanalların marka yüzü haline gelmişti. Büyük reytingler, büyük bütçeler ve büyük medya patronlarının şekillendirdiği bu dönemde Muhtar da ekranın en güçlü figürlerinden biri olarak öne çıktı.Show TV, Kanal D, Star TV, atv, CNN Türk ve Fox gibi kanallarda çalıştı. Bir dönem Türkiye'nin en çok izlenen haber bültenlerinden birini sundu. Televizyon ekranlarında oluşan bu görünürlük, onu yalnızca bir gazeteci değil, aynı zamanda popüler kültür figürü haline getirdi.Reha Muhtar'ın kariyerinde en çok hatırlanan olaylardan biri de 11 Şubat 1999'da Magazin Gazetecileri Derneği'nin ödül töreninde yaşanan Ahmet Kaya olayı oldu.Kaya'nın sahnede Kürtçe bir şarkı yapacağını ve buna klip çekeceğini açıklamasının ardından salonda büyük bir gerginlik yaşandı. Davetliler arasında protestolar yükselirken, gecede bulunan isimlerden biri de dönemin en güçlü televizyon figürlerinden Reha Muhtar'dı. O gece yaşananlar daha sonra Türkiye yakın tarihinin en çok tartışılan kültürel ve siyasi kırılmalarından biri olarak hafızalara kazındı.Reha Muhtar'ın o geceki rolü de uzun yıllar gündemde kaldı. Ahmet Kaya'nın açıklamasının ardından salonda tansiyon yükselirken, Muhtar'ın sahneye çıkarak davetlilerle birlikte "Memleketim" şarkısını söylettiği görüntüler, olayın en çok hatırlanan anları arasında yer aldı. Bazı çevreler Muhtar'ı salonda oluşan atmosferin bir parçası olmakla eleştirirken, Muhtar yıllar sonra yaptığı açıklamalarda Ahmet Kaya'ya hakaret etmediğini ve koroyu gerilimi düşürmek amacıyla oluşturduğunu savundu. "Ahmet Kaya'ya tek kelime hakaret etmedim" diyen Muhtar, "Memleketim" şarkısını ise o gece yükselen gerilime karşı "son bir barikat" olarak gördüğünü söyledi.Aradan geçen yılların ardından Ahmet Kaya meselesi bu kez Reha Muhtar'ın gazetecilik kariyerinde farklı bir nedenle yeniden gündeme geldi.Muhtar, 2016 yılında Vatan gazetesinde yayımlanması beklenen "Bugün olsa Ahmet Kaya da, gazeteciler, yazarlar ve HDP'liler gibi içeri mi alınacaktı?" başlıklı yazısının basılmaması üzerine gazeteden ayrıldı. Yazısında Ahmet Kaya'nın yaşadığı süreçten hareketle gazetecilerin, yazarların ve siyasetçilerin tutuklanmasını eleştiren Muhtar, yazısının yayımlanmamasını sansür olarak değerlendirdi.Böylece Ahmet Kaya ismi, Muhtar'ın kariyerinde iki farklı dönüm noktasında karşısına çıktı. İlki, 1999'daki tartışmalı ödül gecesi; ikincisi ise yaklaşık 17 yıl sonra yayımlanmayan bir köşe yazısı nedeniyle ayrıldığı gazete oldu. Bu iki olay, Türkiye medyasının farklı dönemlerde yaşadığı siyasi ve editoryal gerilimlerin de bir yansıması olarak görüldü.Muhtar'ın özel yaşamı da mesleki kariyeri kadar kamuoyunun ilgisini çekti. Sanatçı Nilüfer ile ilişkisi, Deniz Uğur ile birlikteliği, çocuklarıyla ilgili kamuoyuna yansıyan tartışmalar ve son yıllarında yaşadığı aile içi gerilimler uzun süre magazin gündeminde yer aldı.Kendi kuşağındaki pek çok medya figürü gibi Muhtar da özel hayatıyla kamusal görünürlüğün iç içe geçtiği bir dönemin simgelerinden biri oldu. Televizyon ekranında tanınan bir isim olmanın bedeli, çoğu zaman özel yaşamın da kamuoyunun merceği altına girmesiydi.Reha Muhtar'ın adı yalnızca televizyonculuk faaliyetleriyle değil, zaman zaman kamuoyuna yansıyan başka konularla da gündeme geldi.Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu'nun (ICIJ), DW Türkçe'nin de aralarında bulunduğu çok sayıda medya kuruluşuyla birlikte yürüttüğü ve 2021 yılında yayımladığı Pandora Papers araştırmasında, Muhtar'ın da offshore şirket sahibi olduğu ortaya çıktı. Belgelerde, Britanya Virjin Adaları merkezli Black's Group Holdings Limited adlı şirket ve buna bağlı tröst yapıları üzerinden yürütülen mali ilişkiler yer aldı. Araştırmaya göre şirket Temmuz 2000'de kuruldu, Ağustos 2017'de kapatıldı. Araştırma kapsamında gönderilen sorulara Muhtar'dan yanıt gelmedi.Reha Muhtar'ın kariyeri, Türkiye'de televizyon haberciliğinin geçirdiği dönüşümle birlikte okunduğunda daha anlamlı hale geliyor. TRT'nin kurumsal yayıncılık anlayışından özel televizyonların sert rekabet dönemine, ana haber bültenlerinin merkezi gücünden dijital medyanın yükselişine kadar uzanan süreçte ekranın en görünür isimlerinden biri oldu.Yaklaşık kırk yılı aşan meslek yaşamı boyunca televizyon haberciliğinin dili, biçimi ve izleyiciyle kurduğu ilişki değişti. Reha Muhtar da bu değişimin hem tanıklarından hem de şekillendiricilerinden biri olarak Türkiye medya tarihindeki yerini aldı.Bugün geriye dönüp bakıldığında Reha Muhtar'ın hikayesi yalnızca bir televizyoncunun kariyerini değil, Türkiye'de televizyon haberciliğinin son kırk yılda geçirdiği dönüşümü de anlatıyor.

Kaynak: DW TürkçeOrijinal Habere Git →
İlgili Haberler