CANLI
Ana Sayfa🇹🇷 Türkiye🌍 Dünya📈 Ekonomi⚽ Spor💻 Teknoloji🎭 Magazin
Ana SayfaEkonomiRenklerin Hafızası: Missoni’nin Bodrum y
📈 Ekonomi

Renklerin Hafızası: Missoni’nin Bodrum yolculuğu

dunya.com/rss·🕐 03 Eylül 2026·👁 13 görüntülenme
Renklerin Hafızası: Missoni’nin Bodrum yolculuğu
Missoni ailesinin üçüncü kuşak temsilcilerinden Francesco Maccapani Missoni, modayla özdeşleşen güçlü renk mirasını çağdaş sanatın alanına taşıyor. Kurdele ve kâğıt şeritlerle rengin çevresiyle kurduğu ilişkiyi araştıran sanatçının “Can Colors Remember Each Other?” (Renkler birbirini hatırlayabilir mi?) sergisi, 20 Eylül’e kadar ZAI Bodrum’da.

ELVİN GÜRENLİelvin.gurenli2001@gmail.com

Bodrum’un yaz aylarında gide­rek güçlenen sanat programı­na bu kez moda dünyasının en tanınmış ailelerinden Missoni’nin renkli dünyasından gelen bir isim da­hil oldu. Francesco Maccapani Mis­soni’nin “Can Colors Remember Ea­ch Other?” başlıklı kişisel sergisi, 14 Ağustos’ta ZAI Bodrum’da açıldı ve 20 Eylül’e kadar ziyaret edilebilecek. DG ART Gallery & Project çatısı al­tında gerçekleşen serginin eş küra­törlüğünü Begüm Güney ile birlikte üstleniyorum. Ancak bu projeyi be­nim için ilginç kılan yalnızca Fran­cesco’nun Missoni soyadını taşıma­sı değil. Asıl dikkat çekici olan, moda ve tasarım dünyasıyla bu kadar güçlü biçimde özdeşleşmiş bir renk anlayı­şının, çağdaş sanat alanında farklı bir üretim pratiğine dönüşmesi.

Missoni denildiğinde akla ilk gelen şeylerden biri renk. 1950’lerde Rosi­ta ve Ottavio Missoni tarafından ku­rulan marka; örgü, zikzak desenler ve güçlü renk kombinasyonlarıyla moda tarihinin kendine özgü görsel dille­rinden birini oluşturdu.

Francesco Maccapani Missoni ise bu mirası doğrudan moda üzerinden sürdürmek yerine, renk ve malze­me arasındaki ilişkiyi sanat alanın­da araştırıyor. Mimarlık eğitiminin de etkisiyle üretimlerinde geometri, ritim, yapı ve renk arasındaki ilişki öne çıkıyor.

Bodrum’daki sergide yer alan eser­lerinde kullandığı kurdeleler ve kâğıt şeritler de bu yaklaşımın en belirgin unsurlarından biri. İlk bakışta olduk­ça sade görünen işler, yaklaştıkça çok daha karmaşık bir yapıya dönüşüyor. Yüzlerce şerit birbirine ekleniyor, ke­sişiyor ve geriliyor. Uzaklaştığınızda ise bütün bu küçük detaylar bir araya gelerek büyük renk alanları oluştu­ruyor. Burada renk, yalnızca yüzeye uygulanan bir unsur değil; eserin fi­ziksel yapısının doğrudan bir parçası.

(Soldan sağa) Serhat Neziroğlu, Mithat Erdem, Francesco Maccapani Missoni, Narin Akçelik, Pınar Perim Kertik, Begüm Güney.

Serginin başlığındaki “Can Colors Remember Each Other?” sorusu, Francesco’nun üretimini anlamak için iyi bir başlangıç noktası. Çünkü burada renkleri tek başına düşünmek mümkün değil. Bir rengin nasıl gö­ründüğü, yanında hangi rengin bu­lunduğuna göre değişiyor. Aynı kır­mızı, başka bir kırmızının yanında farklı; başka bir yüzeyin üzerinde ise bambaşka bir etki yaratabiliyor.

Bu fikir sanat tarihinde yeni değil. Josef Albers’in renk üzerine çalışma­larından biliyoruz ki renk, içinde bu­lunduğu bağlamdan bağımsız olarak algılanamıyor. Francesco’nun işle­rinde ise bu ilişki yalnızca gözle değil, doğrudan malzemeyle kuruluyor.

Kurdeleler birbirlerinin üzerine geliyor, birbirlerinin ritmini değiş­tiriyor ve yüzeyin tamamını birlikte oluşturuyor. Bu nedenle renk bura­da resmin üzerine eklenmiş bir un­sur değil; eseri meydana getiren te­mel malzemelerden biri.

Bir serginin izleyiciyle buluşan kıs­mı, aslında uzun bir hazırlık süreci­nin yalnızca son aşaması. Bodrum’da bugün gördüğümüz eserlerin her bi­rinin sergi alanına ulaşması da ken­di içinde dikkatli bir organizasyona sahip.

Eserlerin Milano’dan Bodrum’a ta­şınması; paketleme, nakliye, gümrük işlemleri ve sergi alanındaki kuru­lum süreçlerinin koordinasyonunu gerektirdi. Özellikle farklı ölçülere ve hassas malzemelere sahip çalışmala­rın fiziksel yapısının korunması, bu süreçte ayrı bir önem taşıdı.

Bu lojistik süreci başından sonuna kadar Lal Dina Roso yürüttü. Eser­lerin güvenli biçimde Bodrum’a ulaşmasından sergi alanındaki yer­leşimlerine kadar uzanan bu süreç, serginin arka plandaki en önemli par­çalarından biriydi.

Sanat dünyasında çoğu zaman yal­nızca ortaya çıkan eseri görüyoruz. Oysa bir serginin gerçekleşebilmesi için sanatçı ve küratörlük kadar üre­tim, nakliye, gümrük ve kurulum gibi pek çok farklı alanın da birlikte çalış­ması gerekiyor. Özellikle uluslararası projelerde, eserin yolculuğu serginin kendisinin bir parçasına dönüşüyor.

Bugün sanat dünyasında farklı di­siplinlerin birbirine yaklaşması ar­tık yeni bir durum değil. Moda, tasa­rım, mimarlık ve çağdaş sanat arasın­daki sınırlar giderek daha geçirgen hale geliyor. Francesco Maccapani Missoni’nin pratiği de bu kesişimin iyi örneklerinden biri. Çünkü bura­da Missoni ailesinden gelen güçlü bir renk hafızası var ama bu hafıza doğrudan bir moda estetiğinin tekra­rı olarak karşımıza çıkmıyor. Aksine, renk başka bir alanda yeniden düşü­nülüyor.

Dokuma, Francesco için yalnızca bir üretim yöntemi değil. Her yeni şe­rit, kendisinden önce gelenle bir ilişki kuruyor ve yeni bir yapının oluşma­sına katkıda bulunuyor. Bu nedenle işlere baktığınızda yalnızca renkleri değil, renklerin birbirleriyle kurduğu ilişkiyi de görüyorsunuz.

Bu açıdan bakıldığında eserler, bir anlamda sürekli bir karşılaşma alanı yaratıyor. Hiçbir renk tamamen tek başına değil; her biri diğerinin varlı­ğıyla anlam kazanıyor.

Bu serginin Bodrum’da gerçekleş­mesini de ayrıca önemli. Bodrum son yıllarda yaz sezonunda sanatın daha görünür olduğu şehirlerden biri ha­line geldi. Galerilerin, sanatçıların, koleksiyonerlerin ve farklı disiplin­lerden yaratıcı isimlerin yaz ayların­da burada buluşması, Bodrum’un yal­nızca bir tatil destinasyonu olmanın ötesine geçmesini sağlıyor.

Francesco’nun sergisinin ZAI Bod­rum’da gerçekleşmesi de bu dönüşü­mün bir parçası. Proje, DG ART Gal­lery & Project’in uluslararası sanat programı kapsamında, RMA Hol­ding’in Montes by Missoni projesi­nin desteğiyle hayata geçiriliyor. Pro­je ortağımız Pınar Perim Kertik’in katkılarıyla şekillenen bu çalışma, galeri sahibi Dursun Gündoğdu’nun sanat alanındaki vizyonunun da bir devamı niteliğinde.

Bodrum’un doğal ve sosyal atmos­feri de serginin renk ve malzeme üze­rine kurulu dünyasıyla ilginç bir kar­şılaşma yaratıyor. Yaz ışığı, mekanın mimarisi ve çevrenin güçlü renkleri, eserlerle izleyici arasındaki deneyi­mi ister istemez değiştiriyor.

Sergi üzerinde çalışırken beni ve serginin eş küratörü Begüm Güney’i en çok düşündüren şey, başlığında­ki soru oldu: Renkler birbirini ger­çekten hatırlayabilir mi? Belki hayır. Ama renklerin bizde bıraktığı izlerin bir hafızası olduğu kesin.

Bir renk bize bir mekanı, bir döne­mi, bir kişiyi ya da daha önce yaşadı­ğımız bir anı hatırlatabiliyor. Üstelik bu hatırlama her seferinde aynı şekil­de gerçekleşmiyor. Bugün baktığımız bir renk, yıllar önce gördüğümüz aynı renkten farklı bir şey ifade edebiliyor.

Francesco’nun eserlerinde de ben­zer bir durum var. Aynı renk, başka bir rengin yanında farklılaşıyor. Ay­nı eser, farklı bir açıdan bakıldığında başka bir ilişki kuruyor. Eserin ken­disi değişmiyor ama bizim deneyimi­miz değişiyor.

Belki de serginin asıl meselesi tam olarak bu.

Renklerin birbirini hatırlayıp ha­tırlamadığını bilmiyorum. Ancak bir araya geldiklerinde birbirlerini de­ğiştirdikleri kesin. Ve sanatın da çoğu zaman yaptığı şey bu değil mi? Daha önce bildiğimizi düşündüğümüz bir şeyi, başka bir şeyle karşılaştırarak yeniden görmemizi sağlamak.

Kaynak: dunya.com/rssOrijinal Habere Git →
İlgili Haberler