2T Teknoloji & Savunma’nın 14. bölümünde Türkiye’nin savunma sanayisindeki en önemli gündem başlıklarını ele alıyoruz. Türk radarlarının F-35 gibi düşük görünürlüklü uçakları tespit etme kabiliyeti, HÜRJET’in deniz versiyonu HÜRJET-D, Milli Uçak Gemisi MUGEM, KAAN’ın yeni prototipleri ve GÖKBEY’in yeni kullanıcıları bu bölümün öne çıkan konuları arasında.
F-35 gibi düşük radar kesit alanına sahip savaş uçakları söz konusu olduğunda en çok merak edilen konulardan biri, bu uçakların modern radar sistemleri tarafından ne ölçüde tespit edilebildiği.
Türkiye’nin bu alandaki en dikkat çekici sistemlerinden biri ASELSAN tarafından geliştirilen ERALP Erken İhbar Radarı. AESA mimarisi ve GaN tabanlı gönderme-alma modülleriyle geliştirilen ERALP, düşük radar kesit alanına sahip hedeflerin tespiti ve takibine yönelik gelişmiş radar teknolojileri kullanıyor.
Burada önemli nokta şu: Bir radarın stealth özellikli bir uçağı tespit edebilmesi, uçağın her koşulda aynı mesafeden görülebileceği anlamına gelmiyor. F-35 gibi uçakların düşük görünürlüğü; radarın çalışma frekansı, hedefin açısı, irtifası, uçuş koşulları ve radar kesit alanı gibi birçok değişkene bağlı olarak tespit mesafesini etkiliyor.
Dolayısıyla “Türk radarları F-35’e kilitlendi mi?” sorusunun operasyonel anlamda kesin cevabı kamuya açık bilgilerle verilemez. Ancak Türkiye’nin yeni nesil radarları, düşük görünürlüklü hava hedeflerinin tespiti konusunda önemli bir teknoloji altyapısına sahip.
Üstelik burada yalnızca tek bir radarın performansından bahsetmek yeterli değil. Erken ihbar radarları, AESA radarlar, elektronik harp sistemleri, komuta-kontrol unsurları ve hava savunma sistemleri birlikte değerlendirildiğinde ortaya katmanlı bir hava savunma mimarisi çıkıyor.
Bölümün dikkat çeken bir diğer başlığı ise HÜRJET-D.
Türkiye’nin süpersonik eğitim ve hafif taarruz uçağı HÜRJET için uçak gemisinde görev yapabilecek deniz konuşlu bir varyant üzerinde çalışmalar devam ediyor. TUSAŞ’ın 2026 yılında ortaya koyduğu tasarımda deniz operasyonlarına uygun HÜRJET’in MUGEM ile birlikte kullanılması hedefleniyor.
HÜRJET-D’nin ortaya çıkması, MUGEM projesinin yalnızca büyük bir gemi inşa etmekten ibaret olmadığını da gösteriyor.
Çünkü uçak gemisinin gerçek kapasitesini belirleyen en önemli unsurlardan biri, üzerinde görev yapacak hava araçları. Türkiye bu nedenle KIZILELMA gibi insansız savaş uçaklarının yanı sıra insanlı bir platform olan HÜRJET’in de deniz konuşlu kullanımını gündeme alıyor.
HÜRJET’in deniz versiyonuyla birlikte Türkiye’nin uçak gemisi operasyonları konusunda yeni bir tecrübe alanına girmesi hedefleniyor.
Türkiye’nin Milli Uçak Gemisi projesi MUGEM de 2T Teknoloji & Savunma’nın önemli başlıklarından biri.
Mevcut planlamaya göre MUGEM’in 2027 sonunda denize indirilmesi hedefleniyor. Yaklaşık 285 metre uzunluğa ve 60 bin tonun üzerinde deplasmana sahip olması planlanan platform, Türkiye’nin şimdiye kadar geliştirdiği en büyük askeri gemilerden biri olacak.
MUGEM’in en dikkat çekici taraflarından biri hava aracı kapasitesi. Geminin yaklaşık 52 hava aracına ev sahipliği yapması planlanıyor.
Burada KIZILELMA ve HÜRJET gibi hava araçlarının yanı sıra farklı insansız platformların da görev yapması hedefleniyor.
MUGEM’in bir diğer önemli özelliği ise yalnızca hava araçlarına odaklanmaması. İnsansız suüstü ve sualtı araçlarının da platform üzerinde konuşlandırılması ve operasyonlarda kullanılması planlanıyor.
Bu nedenle MUGEM’i klasik anlamda sadece bir uçak gemisi olarak değerlendirmek yerine, farklı insanlı ve insansız platformların birlikte görev yaptığı bir deniz harekat merkezi olarak düşünmek daha doğru.
Türkiye’nin Milli Muharip Uçak projesi KAAN tarafında ise artık yeni prototiplerin uçuş testleri gündemde.
İlk mühendislik prototipiyle gerçekleştirilen uçuşların ardından, asıl test faaliyetlerinde kullanılacak yeni prototiplerin hazırlıkları devam ediyor. TUSAŞ, yeni prototiplerin 2026 içerisinde uçuş testlerine başlamasını hedefliyor.
Bu prototiplerle uçağın uçuş zarfının genişletilmesi ve farklı sistemlerin doğrulanması planlanıyor. Sonraki aşamada ise silah ve görev sistemlerinin entegre edildiği konfigürasyonlara geçilecek.
KAAN’ın uzun vadeli hedeflerinden biri de tamamen yerli motor kullanımı. TF35000 motorunun KAAN’a entegrasyonu için 2032 civarı işaret edilirken, bu süreç uçağın dışa bağımlılığını azaltacak en kritik aşamalardan biri olacak.
Yani KAAN açısından önümüzdeki dönem, tek bir prototipin uçuşundan çok daha fazlasını ifade ediyor. Birden fazla prototiple yoğun test kampanyasına geçilmesi, uçağın gerçek operasyonel kabiliyetlerine ulaşması açısından kritik önem taşıyor.
Bölümün son başlıklarından biri ise T625 GÖKBEY.
GÖKBEY, Jandarma ve Kara Kuvvetleri’nin ardından Türk Hava Kuvvetleri’nin de kullanımına girecek. Helikopterin farklı güvenlik ve savunma kurumlarında kullanılmasıyla birlikte GÖKBEY, Türkiye’nin ortak milli helikopter platformlarından biri haline geliyor.
Yaklaşık 6 ton sınıfında yer alan GÖKBEY; personel taşıma, kargo, arama-kurtarma ve farklı görev ihtiyaçları için kullanılabilecek şekilde geliştiriliyor.
Böylece Türkiye’nin savunma sanayisinde yalnızca savaş uçakları ve hava savunma sistemleri değil, farklı görev sınıflarındaki hava platformlarında da yerli çözümler yaygınlaşıyor.
2T Teknoloji & Savunma’nın 14. bölümünde; Türk radarlarının F-35 gibi düşük görünürlüklü hedeflere karşı kabiliyetini, HÜRJET-D’nin uçak gemisi macerasını, MUGEM’in geleceğini, KAAN’ın yeni prototiplerini ve GÖKBEY’in yeni kullanıcılarını değerlendiriyoruz.
Yorumunuz gönderildi,onaylandıktan sonra yayımlanacak.
