CANLI
Ana Sayfa🇹🇷 Türkiye🌍 Dünya📈 Ekonomi⚽ Spor💻 Teknoloji🎭 Magazin
Ana SayfaDünyaTürkiye'de kanser hastalarını davalık ed
🌍 Dünya

Türkiye'de kanser hastalarını davalık eden ilaç: Keytruda

DW Türkçe·🕐 1 sa önce·👁 0 görüntülenme
Türkiye'de kanser hastalarını davalık eden ilaç: Keytruda
Türkiye'de Keytruda tedavisinin yıllık maliyeti 3 milyon lirayı aşarken ortalama gelire sahip bir kişi bu tedavinin üç dozunu dahi karşılayamıyor. Birçok hasta ilaca ulaşmak için dava açıyor ancak süreci tamamlayamıyor.

DW Türkçe'nin de parçası olduğu, Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu (ICIJ) tarafından yapılan araştırmaya göreABD'li şirket Merck'in ürettiği Keytruda ilacına uygulanan fiyat ve patent politikası Türkiye'de de çok sayıda kanser hastasının mahkemelerde sürünmesine neden oluyor. Öyle ki zamana karşı yarışan kimi hastalar yargı yoluyla ilaca ulaşmaya çalışırken mahkeme kararını görecek kadar uzun süre hayatta kalamıyor.Söz konusu uluslararası gazetecilik araştırması, kanser ilacına erişimin pek çok ülkede tıbbi gereklilikten çok hukuki mücadeleye bağlı hale geldiğini gözler önüne seriyor.DW Türkçe, araştırma kapsamında Türkiye'deki 50 dava dosyasını da inceleyerek yüksek maliyetli kanser tedavisinin yargı sistemi üzerinden nasıl şekillendiğini araştırdı. Türkiye'de Keytruda belli endikasyonlarda Sosyal Güvenlik Kurumu'nun (SGK) geri ödeme listesine alınsa da geçmişte açılmış ve yıllardır süren davaların yanı sıra geri ödeme kriterleri dışında kalan hastalar nedeniyle yeni dava süreçleri devam ediyor. Öte yandan son yıllarda açılan davaların SGK'yı koruma yönünde şekillendiği eleştirileri de dile getiriliyor.Keytruda, ilk olarak ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından 2014 yılında onaylanan bir ilaç. Bağışıklık sisteminin kanser hücrelerine saldırmasını sağlayan bir immünoterapi sınıfına ait olan ilaç, milyonlarca insanın yaşam süresini uzattı ve bazı durumlarda daha önce ölümcül olan teşhisleri yönetilebilir hastalıklara dönüştürdü.İlaç bugün en az 19 tümör türü için FDA onayına sahip. Türkiye'de ise yalnızca altı endikasyonda SGK geri ödemesi kapsamında bulunuyor.Keytruda Türkiye'de uzun yıllar boyunca SGK geri ödeme sistemi dışında kaldı. Bu nedenle hastalar için dava açmak, tedaviye ulaşmanın başlıca yollarından biri haline gelmişti.Temmuz 2025'te akciğer, meme ve baş-boyun kanserleri için altı endikasyonda geri ödeme kapsamına alınmış olması bu tabloyu tümüyle değiştirmedi. Uygunluk kriterleri ve endikasyon dışı kullanımlar nedeniyle birçok hasta açısından erişim sorunu devam ediyor.DW Türkçe'ye konuşan Türk Tabipleri Birliği Halk Sağlığı Kolu Başkanı Nasır Nesanır, "Mide, meme, rahim ağzı gibiKeytruda'nın etkili olduğu çok sayıda kanser türünde hala geri ödeme yok veya çok katı kurallara bağlı. ​Bu da hastaların hâlâ yüzde 80'inin 'kapsam dışı' kalarak mahkemeye gitmek zorunda olduğunu gösteriyor" diyor.İlacın geri ödeme kapsamına alınması, pratikte her hastanın ilaca erişebildiği anlamına gelmiyor. Ayaktan tedavi gören hastalar için geri ödeme yapılmaması ve endikasyon sınırlamaları, birçok hastayı sistemin dışında bırakıyor.Türkiye'de ilaç fiyatları, genellikle piyasa kurunun altında belirlenen sabit bir euro kuru üzerinden hesaplanıyor. Buna rağmen yüksek maliyet düzeyi birçok hasta için ilaca erişimi fiilen imkânsız hale getiriyor. 1 Nisan 2026 itibarıyla referans kur 29,11 TL'ye yükseltildi ve perakende fiyat flakon başına yaklaşık 82 bin TL'den 89 bin TL'ye (yaklaşık 3.049 euro) çıktı. Geçen yılın sonundan bu yana artış oranı yüzde 15'i buluyor.Keytruda'nın fiyatı Türkiye piyasasına girdiği Temmuz 2016'dan bu yana 20 kez güncellendi. Bu süre zarfında fiyatı yüzde 850 arttı.İlaç üç haftada bir iki doz şeklinde uygulanıyor ve tek bir tedavi döngüsünün maliyeti yaklaşık 177.567 TL'ye (6.099 euro) ulaşıyor. Bu tutar, Türkiye'de aylık net asgari ücretin (28.075,50 TL) yaklaşık 6,5 katına karşılık geliyor. İlacın tek bir kür maliyetinin asgari ücretin katları düzeyinde olması, geniş bir kesim için tedaviyi karşılanamaz hale getiriyor.Tedavinin bir yıl sürdüğü varsayıldığında (yaklaşık 17-18 kür), yalnızca ilaç gideri 3 milyon 18 bin 640 TL ile 3 milyon 196 bin 207 TL arasında değişiyor.Türkiye İstatistik Kurumu 2025 verilerine göre Türkiye'de yıllık medyan (ortanca) gelirin yaklaşık 487 bin TL olduğu dikkate alındığında, tek bir kürün maliyeti ortalama gelir elde eden bir kişinin yaklaşık üç aylık toplam gelirinden fazla.Bu düzeyde gelire sahip bir kişi, yılda 17-18 doz alması gereken tedavinin üç dozunu dahi karşılayamıyor. Bu durum, ilacın teorik olarak piyasada bulunmasına rağmen pratikte geniş bir kesim için erişilemez olduğunu ortaya koyuyor.TTB Halk Sağlığı Kolu Başkanı Nesanır, derin bir eşitsizliğe işaret ediyor:"Sosyal güvenlik desteği veya dava yoluyla geri ödeme olmaksızın, bu ilacı kendi imkanlarıyla sürdürülebilir şekilde karşılayabilecek nüfus oranı yüzde 1'in altında. Geri kalan yüzde 99 için bu ilaç ya bir hukuk mücadelesi ya da büyük bir borçlanma anlamına geliyor."Bu tablo, araştırmanın küresel bulgularıyla da örtüşüyor. Farklı ülkelerde yapılan analizler, erişimi belirleyen faktörün yalnızca fiyat değil, gelir düzeyi ve alım gücü olduğunu gösteriyor. Aynı ilaç bazı ülkelerde daha düşük fiyatlı olsa bile ortalama gelire oranlandığında erişim daha da sınırlı hale gelebiliyor.Merck ise fiyatlandırma stratejisini savunuyor. Şirket, ICIJ'e verdiği yanıtlarda Keytruda'nın fiyatının "hastalar ve sağlık sistemleri için değerini yansıttığını" belirtiyor.Türkiye'de ilaca erişim sorununun bir başka boyutu ise veriye erişimde yaşanıyor.DW Türkçe, 2017'den bu yana Keytruda geri ödeme davalarının yıllara göre sayımını talep ederek SGK'ya bir Bilgi Edinme Hakkı başvurusu yaptı. Başvuruda, dava sayılarının mahkeme türüne, ara karar ve nihai sonuçlara, temyiz süreçlerine göre ayrıştırılması ve 10 Temmuz 2025 öncesi ile sonrası olarak ikiye bölünmesi talep edildi.Ancak SGK bu başvuruyu reddetti. Kurum, çeşitli gerekçelere atıfta bulunarak talep edilen bilgilerin "ticari sır" kapsamında olduğunu bildirdi.Nasır Nesanır'a göre "ticari sır" gerekçesiyle veri paylaşılmaması, sağlık politikalarının demokratik denetimini zorlaştırıyor:"Oysa bu veriler, hem bütçe planlaması hem de toplum sağlığı açısından kritik önemdedir."Araştırmaya göre birçok ülkede yetkililer, Keytruda'ya ilişkin kamu harcamalarını ya da hasta sayılarını açıklamaktan kaçınıyor. Gerekçe çoğu zaman yine aynı: Ticari sır.Bu durum, yalnızca veri erişimini değil, kamu otoritelerinin elindeki bilginin kapsamını da tartışmalı hale getiriyor.Nitekim CHP İstanbul Milletvekili Engin Altay tarafından Mayıs 2025'te TBMM'ye sunulan bir soru önergesinde "akıllı ilaç" olarak bilinen kanser tedavilerine erişemeyen hastalara, yaşanan gecikmelere ve açılan davalara ilişkin Sağlık Bakanlığının elinde veri bulunup bulunmadığı soruldu. Önergede ayrıca, bu ilaçların ücretini karşılayamayan hastaların açtığı dava sayısı ve bu davaların kaçının hasta lehine sonuçlandığına dair verilerin açıklanıp açıklanmadığı da gündeme getirildi.Bu sorulara kamuoyuna açık, kapsamlı bir yanıt verilmemesi, ilaca erişim sorununun boyutunun tam olarak ortaya konulmasını zorlaştırıyor.Türkiye'de veri akışının sınırlı olması, dava süreçlerinin yalnızca bireysel hasta öyküleri üzerinden değil sistem düzeyinde de ne kadar belirleyici hale geldiğini anlamayı güçleştiriyor. Buna rağmen DW Türkçe'nin incelediği 50 dava dosyası, tablonun ana çizgilerini gösteriyor.DW Türkçe'nin Türkiye'de açılan davalar üzerinden yaptığı analiz, yüksek maliyetli kanser ilaçlarına erişimin giderek daha fazla yargı sistemi üzerinden şekillendiğini ortaya koyuyor. Bu kapsamda 35'i iş mahkemesi ve 15'i idare mahkemesi olmak üzere 50 dava dosyası incelendi.Türkiye'de hasta devlet memuruysa SGK'ya açılan dava idare mahkemesinde görülüyor. İncelenen dosyalara göre idare mahkemeleri daha hızlı işliyor ve hasta lehine daha sık karar veriyor. Ancak iş mahkemelerinde süreç daha uzun, daha belirsiz ve çoğu zaman daha ağır ilerliyor.Avukat Dilşad Enhoş'a göre bu tablonun merkezinde yargılama süreleri yer alıyor:"İlk derece, istinaf ve Yargıtay aşamalarıyla birlikte davalar 5-6 yılı bulabiliyor. Geçmişte açılan dosyalar bugün adeta kangrene dönmüş durumda."Kanser hastaları ve aileleri için yargı sürecinin başlı başına çok yorucu olduğunu belirten Enhoş, bu sürenin sadece hukuki bir mesele olmadığını, doğrudan tedaviye erişimi belirlediğini söyledi:"Bir hasta için bu kadar uzun süren bir yargılama, çoğu zaman tedaviye fiilen erişememek anlamına geliyor."Bu durum DW Türkçe'nin incelediği dosyalara da yansıyor. Açık iş mahkemesi dosyalarında ölüm oranı dikkat çekici düzeyde. İncelenen 34 dosyanın 10'unda hasta yargılama sürerken hayatını kaybetti. Bu oran yaklaşık her üç davadan birinde, hastanın yargılama süreci devam ederken hayatını kaybettiği anlamına geliyor.Enhoş'a göre bu tablo, sistemin doğrudan sonucu:"Dava süresi ile hastanın yaşam süresi çoğu zaman birbiriyle yarışıyor. Bu nedenle dava açmak her zaman gerçek bir çözüm anlamına gelmiyor."Yargıtay'ın son yıllarda verdiği kararlar da süreci daha sınırlayıcı hale getirdi. Mahkemeler, ilacın hayati önemde olup olmadığını, mevcut tedavilere göre daha etkili bulunup bulunmadığını ve kullanımının zorunlu olup olmadığını ayrıntılı sağlık kurulu raporlarıyla ortaya koymadan karar vermemeye yöneliyor.Bu yaklaşım, özellikle ihtiyati tedbir kararlarında belirginleşti. Avukat Songül Beydilli'ye göre son yıllarda mahkemelerin tedbir kararlarından uzaklaştığı görülüyor:"Daha önce verilen tedbir kararlarıyla hastalar ilaca erişebiliyordu. Ancak artık birçok mahkeme tedbir vermekten kaçınıyor."Beydilli, bu değişimin sistematik bir yönü olduğu görüşünde:"Yargıtay'ın kararlarıyla birlikte SGK'nın korunması öncelik haline geldi. Bu da hastaların ilaca erişiminin ikinci plana itilmesine yol açtı."Bilirkişi raporlarının çoğu zaman tartışmalı olduğunu belirten Beydilli, "Yargıtay'ın bozma gerekçeleri ne tıbben ne de hukuken karşılık buluyor. Buna rağmen aynı gerekçelerle dosyalar sürekli geri dönüyor" diye ekledi.Dilşad Enhoş, mahkemeden mahkemeye farklı uygulamalara da dikkat çekti:"Aynı dosya bir mahkemede kabul edilirken başka bir mahkemede reddedilebiliyor. Bu da sonucu öngörülemez hale getiriyor."İçtihat değişikliklerinin etkisi DW Türkçe'nin incelediği dosyalarda da görülüyor. Buna göre 2020-2022 yıllarında açılan iş mahkemesi davaları ilk aşamada hasta lehine sonuçlandı. Ancak daha sonra Bölge Adliye Mahkemelerinin "kurum yazılarının eksiksiz toplanması" şartını zorunlu hale getirmesiyle bu kararların önemli bir bölümü bozuldu.Sonuç olarak 34 açık dosyanın 19'u, yani yaklaşık yüzde 56'sı bozularak yeniden görülmeye başlandı. Daha önce hasta lehine verilen kararlar ortadan kalktı ve süreç başa döndü.Yargılama süreci uzadıkça ve tedbir kararları zorlaştıkça, ilaca erişim de fiilen daralıyor. Beydilli'ye göre tablo daha geniş bir eşitsizliğe işaret ediyor:"Maalesef şu anda daha çok mali kaygılar ön planda. Sağlık hakkı, yaşam hakkı açısından Anayasa'daki eşitlik ilkesine açıkça aykırı bir durum var. Tedbir kararlarının zorlaşmasıyla birlikte bu eşitsizlik daha da derinleşti."Yüksek ispat standardı, hastalar açısından yalnızca daha fazla belge toplamak anlamına gelmiyor.Üniversite hastanelerinden alınacak raporlar, kurum yazışmaları ve uzun yargılama süreçleri, tedaviye erişimi aylarca geciktirebiliyor. Özellikle kanser gibi ilerleyici hastalıklarda bu gecikme, ilaca hiç başlanamaması ya da dava sonuçlanmadan hastanın hayatını kaybetmesi riskini doğuruyor. Hukuken tanınan bir hak, birçok hasta için fiilen kullanılamayan bir hakka dönüşebiliyor.Bu yönüyle Türkiye'deki tablo, araştırmanın küresel bulgularıyla da birleşiyor. Beş kıtadaki ICIJ medya ortaklarının hazırladığı haberler, derin ve tehlikeli bir eşitsizlik tablosu ortaya koyuyor. Birçok ülkede hastalar Keytruda'ya ulaşabilmek için dava açıyor. Ancak hepsi mahkeme kararını görecek kadar uzun yaşamıyor.Merck ise fiyatlandırma stratejisini savunuyor. Şirket, ICIJ'e verdiği yanıtlarda Keytruda'nın fiyatının "hastalar ve sağlık sistemleri için değerini yansıttığını" belirtiyor. Şirket ayrıca bireysel ilaçlar için Ar-Ge maliyetlerini nasıl hesapladığını kamuya açıklamasa da, fiyatlandırmanın portföy genelindeki uzun vadeli yatırımlar ve riskleri yansıttığını savunmayı sürdürüyor.Bu savunmaya karşın, Türkiye'deki dava dosyaları ve fiyat verileri, yüksek maliyetli kanser ilaçlarına erişimin yalnızca tıbbi ihtiyaçla değil, ekonomik güç, geri ödeme kapsamı ve yargı süreçleriyle belirlendiğini gösteriyor.Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu (ICIJ) tarafından DW Türkçe ve 46 medya ortağıyla birlikte koordine edilen The Cancer Calculus (Kanser Hesaplaması) projesi, 37 ülkeden 124 gazeteciyi bir araya getirdi.Onkologlar, hastalar ve aileleri, avukatlar, düzenleyiciler, eczacılar, ilaç sektörü içinden isimler ve diğerleriyle yapılan yüzlerce röportajın yanı sıra özel fiyat verileri ve patent analizlerine dayanan projede kanser ilacı Keytruda'nın nasıl hem tıbbi bir dönüm noktası hem de eşitsiz erişimin bir simgesi haline geldiğini incelendi.Araştırmaya göre fiyat politikası, patentler ve düzenleyici çerçeveler, hayat kurtaran bir ilacı dünyanın en çok satan ilaçlarından birine dönüştürürken birçok hastanın ilaca erişimini zorlaştırıyor.

Kaynak: DW TürkçeOrijinal Habere Git →
İlgili Haberler