TÜSİAD Başkanı Diren: Enflasyonla mücadele toplumun tüm kesimleri için ortak öncelik
Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ozan Diren, jeopolitik risklerin ekonomi kararlarının ayrılmaz parçası haline geldiğini belirterek, "Sanayi altyapımız, girişimcilik kültürümüz, genç nüfusumuz, coğrafi konumumuz, Avrupa ile entegrasyonumuz ve geniş bir coğrafyada güvenilir iş yapma kapasitemiz bize önemli imkanlar sunuyor." ifadelerini kullandı.TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) toplantısının açılış konuşmalarını TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ozan Diren ve TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Ömer Aras gerçekleştirdi.Diren, burada yaptığı konuşmada, küresel düzenin çok katmanlı bir değişimden geçtiğini belirterek, "Jeopolitik gerilimler, ticaret savaşları, teknolojik kırılmalar, yapay zeka, iklim krizi, enerji güvenliği, tedarik zinciri güvenliği, demografik dönüşüm ve yeni sanayi politikaları artık birbirinden ayrı başlıklar değil. Hepsi aynı rekabet denkleminin parçası haline geldi." diye konuştu.Bu yeni dünyada ülkelerin başarısını yalnızca büyüme oranlarının değil, dönüşüme hazır olma kapasitesinin belirleyeceğini dile getiren Diren, "Artık önemli olan yalnızca bugünü yönetmek değil, yarını okuyabilmek, kurumları ve şirketleri geleceğe hazırlayabilmek, krizler karşısında dayanıklı kalabilmek ve fırsat doğduğunda hızlı hareket edebilmektir. Ülkemizin önünde duran yeni rekabet gücü eşiği tam da budur. Dünya değişirken dönüşümü anlayan, hazırlığını yapan ve doğru işbirlikleriyle bu dönüşümün aktif aktörlerinden olan bir Türkiye." ifadelerini kullandı.Diren, iş dünyasının en güçlü özelliklerinden birinin farklı dönemlerde tekrar tekrar gösterdiği çeviklik ve dayanıklılık olduğuna dikkati çekerek şunları söyledi:"Şirketlerimiz, son yıllarda küresel salgından bölgesel savaşlara, enerji fiyatlarındaki dalgalanmalardan finansmana erişim zorluklarına, tedarik zinciri kırılmalarından pazarlardaki ani değişimlere kadar birçok sınamadan geçti. Her defasında hızlı uyum sağlama, alternatif pazarlar geliştirme, üretimi sürdürme, istihdamı koruma ve ihracat bağlantılarını canlı tutma becerisini gösterdi. Bu çeviklik, Türkiye ekonomisi için çok önemli bir avantajdır. Ancak yeni dönemde yalnızca krizlere hızlı tepki vermek yeterli olmayacak. Çevikliği stratejiyle, dayanıklılığı verimlilikle, girişimciliği kurumsal kapasiteyle, üretim gücünü teknoloji ve sürdürülebilirlikle birleştirmemiz gerekiyor."Makroekonomik istikrarın etkin bir dönüşüm politikasının ilk şartı olduğunu vurgulayan Diren, enflasyonla mücadelenin toplumun tüm kesimleri için ortak bir öncelik olduğunu dile getirdi.Diren, kalıcı fiyat istikrarı için verimlilik artışının gerekli olduğunu vurgulayarak, "Verimli büyüme için sanayi, tarım, enerji, eğitim, iş gücü piyasası ve şirketler düzeyinde yapısal dönüşüm gerekir." dedi.Dezenflasyon hedefinin üretim, ihracat ve sanayi dönüşümünü ele alan tamamlayıcı araçlarla desteklenmesi gerektiğinin altını çizen Diren, şu ifadeleri kullandı:"Reel sektörün yalnızca finansmana değil, kamunun destekleyici ve yol gösterici rolüyle güçlenen bir yön duygusuna da ihtiyacı var. Önümüzdeki beş, on, on beş yılda hangi alanlarda rekabet edeceğimizi; hangi teknolojileri, hangi sektörleri, hangi ihracat pazarlarını ve hangi yetkinlikleri önceliklendireceğimizi birlikte tarif etmeliyiz. AB'nin Serbest Ticaret Anlaşmalarının etkileri, Çin ve Hindistan gibi ülkelerle ekonomik ilişkilerimizin geleceği ve yeni küresel değer zincirlerinde Türkiye'nin konumu gibi başlıklarda net bir çerçeve oluşturmalıyız."Diren, Gümrük Birliği modernizasyonunun AB tarafında teknik veya siyasi ön koşullarla geciktirilmeden başlatılması gerektiğini belirterek, "Bu yalnızca ticaret hacmini artıracak bir düzenleme değildir. Türkiye ile AB arasındaki ekonomik entegrasyonu, yeni dönemin ihtiyaçlarına uyarlayacak kilit bir adımdır." diye konuştu.Diren, dünyanın daha parçalı, rekabetçi ve öngörülemez hale geldiğini kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:"Teknolojik dönüşüm hızlanıyor. İklim krizi üretim biçimlerini değiştiriyor. Jeopolitik riskler ekonomi kararlarının ayrılmaz parçası haline geliyor ama Türkiye'nin güçlü avantajları da var. Sanayi altyapımız, girişimcilik kültürümüz, genç nüfusumuz, coğrafi konumumuz, Avrupa ile entegrasyonumuz ve geniş bir coğrafyada güvenilir iş yapma kapasitemiz bize önemli imkanlar sunuyor. Bu imkanları kalıcı başarıya dönüştürmek için aynı anda birkaç işi başarmalıyız. Enflasyonla mücadelede kararlı olmalı, üretim ve ihracat kapasitemizi korumalıyız. Sanayi dönüşümünü hızlandırmalı, beceri dönüşümünü gerçekleştirmeli, dijital ve yeşil ekonomiye uyum sağlamalıyız. AB ile entegrasyonu derinleştirmeli, küresel ağlarımızı yaygınlaştırmalıyız."Toplantıda ayrıca Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol onur konuğu olarak konuşma yaptı. Fatih Birol ile TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Fatih Kemal Ebiçlioğlu'nun moderatörlüğünde bir oturum düzenlendi.Öte yandan TÜSİAD Maliyet Bazlı Rekabet Gücü Endeksi'nin (TÜSİAD-RGE) sektörel sonuçları da açıklanırken geçen yıl yayımlanmaya başlayan TÜSİAD-RGE'nin kapsadığı 10 sektöre ilişkin veriler ilk kez sunularak, rekabetçiliği etkileyen dinamikler sektörel düzeyde ele alındı.